26 Ekim 2006

Bölüm 5 - Yılbaşı

O günlerde tamamen bir toz bulutu içinde gibiydim. Önümü görmek o kadar zordu ki. Zaten en zor aşamanın bu olduğunu düşünürdüm hep. Yeni tanıştığın birisinin hayatına girmesi, onunla her şeyini paylaşmak, onu sevmek ve en önemlisi hayatını onunla devam ettirmek değil miydi zaten istediğim? Tabi hepsini yürekten istemem gerekiyor, zorla değil. Zaten bu değişimi hissediyordum. Geceleri onsuz uyumak zor geliyordu artık. Bu kadar kısa zamanda bu kadar bağlanacağımı hiç düşünmemiştim. Bilmiyordum ki bu sadece bir başlangıçmış. Onun bana verdiği değeri de görebiliyordum. Zaten benim tek istediğim ilgiydi hepsi bu. Ve onu her hafta görmek istiyordum. Sonraki hafta sonu İzmit'e geldi. Okulu tatil olmuştu. Mutluydum ve de onunla birlikte yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğreniyordum yavaş yavaş. Zaten insan birini seviyorsa hep yanında olmasını istemez mi? İşte ben de o durumdaydım. Önümüz yılbaşıydı. Ben, yanımda birkaç gün kalıp ailesinin yanına gider diye düşünmüştüm. "Yılbaşında ne yapıyorsun?" diye sordu. Ben de evde olacağım diye cevap verdim. "Yeni yıla seninle birlikte girmek isterim" dedim. Verdiği cevap havalara uçmama neden oldu çünkü benimle birlikte yeni yıla girecekti! İşte bana değer verdiğini hissettiğim bir davranış daha. Bu çok doğaldı, sevgili olmuştuk ve yılbaşını benimle geçirmek istiyordu. Ama benim hiç de alışık olmadığım bir davranıştı ki bu kötü bir şeydi zaten. Kimse bana gereken ilgiyi göstermemiş demek ki diye düşünüp durdum hep. Evde günlük yaşayış düzenimiz nerdeyse oturmuştu. Ben okula gidip geliyor, daha sonra yemek yapıyor ve bulaşık yıkıyordum. Yemek konularında çok ilgili olduğumdan, birçok denememi de ilk onun üzerinde test ediyordum. O da hamarattı ama ben ona iş yaptırmamaya çalışıyordum. Bu şekilde mutlu olduğunu düşündüm hep ve o zaman ben de mutlu oluyordum. O ise zamanının çoğunu bilgisayarda oyun oynayarak geçiriyordu. O oyunu benim bilgisayarıma da yüklemiştik ve az çok anlıyordum artık nasıl bir oyun olduğunu. Gündüzleri oyun oynuyor, geceleri ise yaramazlık yapıyorduk. Yine o günlerden birinde o üstte olmak istediğini söyledi. Öyle bir tonla söyledi ki, bunu söylerken ne kadar utanıp sıkıldığını anlamıştım. Bu güne kadar onunla hiç diğer türlü deneme fırsatımız olmamıştı. Çünkü önceki ilişkilerimde çok canım yanmıştı. Çok kaba davrananlar, beni sırf vücut olarak görenler vardı. Çekinceliydim. Hayır, o asla sadece cinsellik için benimle birlikte değildi. Zaten öyle yaklaşmamıştık da birbirimize. İsteğini kabul etmiştim. Zaten bugüne kadar doğru düzgün üstte de olamamıştım. İktidarsızlık problemim vardı ve bu yüzden sertleştirici hap kullanıyordum. Psikolojikti, ama bir türlü yenmeyi başaramıyordum. Neyse, ikimiz de hazırlandık. Benim böyle durumlarda hep bir karın ağrım başlar. Hep dua ederim küçük düşmeyeyim diye. Ama yine olmuştu. Kontrol edemiyordum. Ve yapamayacağım dedim. İstiyordum ama olmuyordu. Çok üzüldüm. O da üzgündü. Ve sanırım onu istemediğimi bile düşünmüştü. O andan sonra hiç bir şey konuşmadık. Giyindik. Hani böyle anlarda bir hava olur ya böyle gergin, aynen öyle bir hava vardı artık. Ve kırdığım parçaları nasıl bir araya getireceğimi bilmiyordum. Biraz uyanık durduktan sonra yattık. Birden ağladığını fark ettim. Ne oldu diye sordum. Söylemiyordu. Bir şey yok diyip geçiştirdi. Ama çok merak etmiştim. Lütfen söyle diye yalvardım. Yarın söyleyeceğim dedi. Peki dedim ve uyuduk. Ertesi sabah uyanır uyanmaz sordum, söyle neden ağladın gece dedim. Boş ver dünde kaldı o dedi. Söylememekte direniyor bense durmadan ısrar ediyordum. En sonunda şöyle dedi; "Sen içerdeki odaya git ben sana bir mail yazacağım". Tamam dedim ve gittim. O kadar merak etmiştim ki. Çünkü nedeninin sadece dün geceki durum olduğunu düşünmüyordum. Başka bir şeyler olmalıydı. Kafamda kurdukça kurdum. En sonunda odadan çıktı. Bilgisayara koştum ve hemen okumaya başladım. Şaşırmıştım, ama korktuğum başıma da gelmemişti. Dün olanlar ona benim onu sevmediğimi düşündürtmüştü oysa ki sadece birbirimizi yanlış anlamıştık. Mutlu oldum birden. Hemen yanına gittim. Sıkıca sarıldım ve dedim ki, seni hayatımın sonuna kadar bırakmayacağım ve hep seveceğim. Onun da bunu duymaya ihtiyacı vardı. Ve konu orada kapandı. Yılbaşı gecesi güzel bir sofra hazırlamıştım. Yedik, karnımızı doyurduk. Evde olacaktık zaten. Dışarıda eğlenmeyi düşünmüyorduk. Ama belki biraz içki ve kuruyemiş iyi olabilirdi. Tabi bu son anda aklımıza gelince yeni yıla 10 dakika kala biz dışarıda içki arıyorduk hâlâ. Neyse koşa koşa gittik eve. Neden ama? Çünkü yeni yıla öpüşerek girmek istiyorduk. Girdik de. Hikâyeyi bilirsiniz, yıla nasıl başlarsanız öyle devam eder derler hep. Gerçekten de öyle oldu. Her bulduğumuz fırsatta öpüştük. :P Şaka bir yana yılbaşı gecesi gerçekten benim için önemli bir geceydi. Yok, burada biter mi? Daha yeni yılın ilk saatleri var. Tabi ben içkiye pek alışık biri değilim. İçtikçe sarhoş olduğumu hissediyordum. Konuşmam yayvanlaşıyor, durmadan gülüyordum. Gece ilerliyordu ve artık onun da benim de yeni heyecanlara ihtiyacımız vardı. "Bu gece tekrar denemek istiyorum" dedim. Buna hazır olduğumu söyledim. Gerçekten yapabilirim dedim. Ta ki o karın ağrısı tekrar başlayana kadar. Ve sonuç yine hüsrandı. Dayanamadım. Yine o gergin hava gelmişti odaya. Yattım, o ise bilgisayardaydı. Sarhoş olduğum için durmadan sayıklayıp durdum hep. Seni seviyorum diyordum. Ama sen beni hiç sevmiyorsun dedim defalarca. İlgilenmiyordu. Uyuyakaldım.

2 yorum:

The SummerSon dedi ki...

"Zaten benim tek istediğim ilgiydi hepsi bu."

Bu cümle beni vurdu resmen. İlgi benim de çok sevdiğim bir şeydir.

Karın ağrısı olayına gelince ise sanırım bu da psikolojik bir durum.

gluetooth dedi ki...

Evet, hangi insan ilgiyi sevmez ki? Ve evet, psikolojik bir durumdu.