3 Kasım 2006

Bölüm 12 - Seni İncittim Mi?

Bursa’ya vardığımızda Okan beni O’nun evine bıraktı. Biraz da içeride oturdu, sohbet ettik hep beraber. Tekrar görüşmek üzere sözleştik ve gitti. Artık alışık olduğum bir manzaranın içindeydim yine. Çoğu zaman Gamze de bizimle kalıyordu o yüzden evdeki çoğu zamanımı onunla muhabbet ederek geçiriyordum. Sabah olduğunda O ve Murat okula gidiyordu. Gamze de sabah erkenden çıkıyordu. Öğlene kadar evde tek başıma kalıyordum. Geldiğimin ertesi günü Okan ve arkadaşları eve geldi. Yaklaşık 1 saat oturduktan sonra hep birlikte çıktık. Yoldaki bir marketten kuruyemiş ve içecek aldıktan sonra bir mesire yerine gittik. Hem muhabbet ediyor hem de neler yapabileceğimizi konuşuyorduk. Birden mangal fikri çıktı. Tamam dedik ve biraz daha oturduktan sonra kalktık ve Okan’ın arkadaşının evinden mangal aldık. Daha sonra yol üzerindeki bir süpermarketten ihtiyaçlarımızı alıp yaklaşık 20 dakikalık bir mesafedeki piknik alanına geldik ve hemen mangalı yaktık. Hava soğumuştu üstelik yağmur da başlamıştı ama bu bizi yıldırmadı. Dona dona da olsa karnımızı doyurduk ve geri döndük. Çarşıda biraz dolaştıktan sonra cafelerden birine girdik ve tabu oynadık. Çok eğlenceliydi üstelik O’nun eğlendiğini görmek beni de mutlu ediyordu. Ertesi gün de yakında bulunan bir göle yüzmeye gidecektik. Sabah uyandık, mayolarımızı hazırladık. Okan, yine arkadaşlarıyla bizi almaya geldi ve yola çıktık. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra göle vardık ama yine yağmur yağacak gibi duruyordu. Önemsemedik ve gölde uzun uzun yüzdük. Su soğuk da değildi. O bana pek iyi yüzme bilmediğini söylemişti. O yüzden ben de çaktırmadan onunla ilgileniyor, yüzme konusunda taktikler veriyordum. Tabi çok fazla zamanımız olmadı. Yüzmeye doyduktan sonra gölden çıktık ve yakınlardaki köydeki bir çay bahçesinde bir şeyler yedik. Daha sonra göle tekrar girdik. Hava da açmıştı. Bir süre daha yüzdükten sonra şehre geri döndük. O bizden ayrılıp arkadaşlarına ders çalışmaya gitti. Çünkü onun vizeleri daha yeni başlıyordu. Bense Okanlarla biraz takıldıktan sonra eve döndüm. Ertesi gün sabah uyandığımızda evde onunla benden başka kimse yoktu. Okula gideceği için erken uyanmıştı. Ben de kahvaltılık bir şeyler hazırlamak için kalktım. Konuşurken birden ters bir şey söyledim. Yataktan kalktı ve hızlı hızlı yürümeye başladı. Özür dilerim diyerek arkasından koştum fakat kapıyı yüzüme kapattı. Ben de sinirlendim ve tekrar yatağa yattım. Daha sonra hazırlanmak için odaya geldi ama ben dönüp bakmadım. Birkaç kez daha geldikten sonra hazırlanmış olmalı ki, evden çıktı. Uykum kaçmıştı, birkaç saat bilgisayarda zaman geçirdikten sonra çarşıya çıktım. O sırada Okan’ın arkadaşlarına rastladım. Onlarla bir cafede otururken O’ndan mesaj geldi. Sitemli bir mesajdı ayrıca da çok üzgün olduğunu anladım. Hemen oradan kalkıp eve gittim. Konuşmuyordu. “Ne oldu?” dedim. Sabah neden o şekilde davrandığımı sordu. Anlattım. Birden ağlamaya başladı. Benim tekrar yatmama üstelik odaya birkaç kez gelmesine rağmen dönüp bakmamama çok üzülmüştü. Bu yüzden sınav boyunca moralinin bozuk olduğunu bu nedenle sınavla ilgilenemediğini, o dersten büyük olasılıkla kalacağını söylüyordu. “Beni çok üzüyorsun” dedi. Bunun üzerine “Gitmemi mi istiyorsun?” Diye sordum. Bir şey demedi. Çantamı toplamaya başladım. Kapattım ve odadan çıktım. Tabi ki gitmeyecektim, sadece bana “Gitme” demesini bekliyordum. Dünyam yıkılmıştı. Onu bu kadar üzeceğimi bilsem hiç öyle davranmazdım. Birbirimizi çoğu zaman yanlış anlıyorduk. Tam çıkış kapısına yaklaşmışken arkamdan koşarak geldi ve “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. “Geri dönüyorum” dedim. Bunun üzerine daha şiddetli bir tonda “Gidersen git” dedi ve odaya koştu. Hemen peşinden gittim ve yanına oturdum. “Seni çok üzüyorum” dedim. Sarılamıyordum ona çünkü çekiniyordum. Onu incitmek en son yapmak isteyeceğim şeydi. Ama olan olmuştu artık. Özür dilerim dedim ve sarıldık. Bu şekilde bir süre durduktan sonra yatağa uzandık. Sakinleştikten sonra her şey yine eski haline dönmüştü. Zaten en uzun tartışmamız bile aslında kısa sürüyordu. Ama bu sefer onu gerçekten çok fazla üzdüğümü gözlerimle görmüştüm. Küçücük bir meseleyi bu kadar büyütecek ne bulmuştum bilmiyorum. Zaten çoğu zaman olay anında birden parlar, daha sonra pişman olurdum. Ağzımdan şuursuzca çıkan sözler ona kırık cam parçaları gibi saplanıyordu bazen. Ne kadar üzsem de çok seviyordum. Onu kaybetmeyi asla göze alamazdım.

2 yorum:

The SummerSon dedi ki...

Ne söyledin bilemiyorum ama aşırı negatif etkili bir şey söylemiş olmalısın.

gluetooth dedi ki...

Hatırlamıyorum bile ne dediğimi. Aşırı doz negativite içerdiği ortada ama.