9 Nisan 2007

Bölüm 47 - Hayat Neşe Dolu

Tek başımayken mutlu olabilmek imkânsızdı artık. Televizyon izlerken, uyurken, yolda yürürken, yemek yerken aklımın uçup gittiği yer hep onun yanıydı. Neden hepimiz çocukluğumuza geri dönmek isteriz? Çünkü en masum, en saf, en bilgisiz halimiz o halimiz. Büyüyüp yeni şeyler öğrendikçe, birçok acıyla karşılaştık. Yaşadığımız acılar bizi büyüttü belki ama sanırım bizi olgunlaştıran en büyük acı bir daha asla o günleri yaşayamayacağımız olsa gerek. İnsan neden hep acı çekmek zorunda? Hep mutlu olduğumuz bir yaşam yok mu? Hayattaki haksızlıklar, mutsuzluklar, acılar bir kenarda öylece dursa ne güzel olurdu. Onunla birlikte bir günü dopdolu yaşayıp, ömrümün sonuna kadar her gün o günü yaşayabilmeyi isterdim. Hayatta hepimiz ayrı bireyleriz ama onunla birlikteyken kendimi çok daha kuvvetli hissediyorum. İhtiyacım olduğunda bana destek olması, üzüntümü paylaşması çok güzeldi. Onunla tanıştıktan sonra amacım artık kendimden önce onu mutlu edebilmekti. Bunun için yaşıyordum diyebilirim. Keşke bu duygularımı daha net bir şekilde anlatabilsem. Yine de hayat her şeye rağmen yaşamaya değer. Tüm acılar ve sıkıntıların yanında, yaşanabilecek o kadar çok güzel şey var ki. Her şeyin başı insanın kendisinde bence. Kaderin bize attığı tokatlara rağmen tekrar ayağa kalkıp yola devam etmek, gücünü toplayıp baştan başlamak, istediği her şeyi başarmak tamamen insanın elinde. Bazen kendimi o kadar kötü hissediyorum ki bunların hiçbirini yapamıyorum. İşte o zaman diyorum keşke yanımda olsaydın, bana güç verseydin. O yanımda olamasa bile içimdeki sevgisi birçok sıkıntımı çözmeye yetiyordu aslında. Onu sevmek, uzaktan ya da yakından, her haliyle muhteşemdi. Çünkü O muhteşemdi.

5 Nisan 2007

Bölüm 46 - Asgari Hız

Onunla üç hafta geçirdiğim evde şimdi tek başıma yaşamaya alışmam çok zor geliyordu. Tam birlikte yaşamaya alıştık derken, yine ayrılık yolu gözükmüştü sonunda. Neden bu sıkıntı? Sanki her an kapıyı çalıp gelecekmiş gibi hissediyordum. Yeni bir işe girmişti. Artık eskisi kadar sık konuşamıyorduk. Zaten işten de pek memnun değildi. Tekrar yanıma gelip benimle yaşamak istediğini söylüyordu. Keşke gerçekleştirebilseydik. Hiç ayrılmayacağımız günler ne zaman gelecekti? Onu delicesine özlüyordum. Bazı geceler çok korkuyordum, yanımda o yoktu artık. Kâbus görüp uyandığımda kime sarılacaktım? İşe girdiği için gelecek hafta gitmeyi planladığım Antalya gezimi de askıya almıştım. Aslında yine de gidecektim ama sadece kesin değildi. Güya İzmit’e birlikte dönecektik ama işe girmesi bu planlarımızı da suya düşürdü. Tabi ki çalışması daha iyiydi ama özlemin üzerimizdeki yükü gün geçtikçe tekrar ağırlaşıyordu. Bana ihtiyacı olduğunu hissediyordum ki benim de ona çok ihtiyacım vardı. Tüm ağaçlar çiçek açmışken, doğa uyanırken, ben kendimi her geçen gün daha derin bir karanlığın içine yürürken buluyordum. Onsuz yaşamaya kendimi alıştırmak için arkadaşlarımla takılmaya çalışıyordum, değişik aktiviteler yapıyorduk. Bu günler yine geçecek, onu yanımda bulacaktım. Hep böyle oldu ama o yanımdayken günler o kadar çabuk geçti ki o gittiğinde başım çok dönmüştü. Birçok güzel an paylaştık yine. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Kısacası yaşadık. Onunla her şeyi konuşabilmek, aileni anlatabilmek, mutluluğunu paylaşabilmek dünyanın en güzel duygusuydu. En yakınımdı ve beni en iyi tanıyan insandı. Benimle ilgilenmesi çok hoşuma gidiyordu. İlk tanıştığımızdan itibaren bana hissettirdikleri hiç değişmemişti. Onun yanındayken hâlâ ilk günkü kadar heyecanlanıyordum. Onu öperken ilk günkü gibi zevk alıyordum. O kadar çok şey paylaşmıştık ki kendimi yalnız hissettiğimde geriye dönüp yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Kendimizi hiçbir zaman tekrarlamadık. Bazı günlerimiz birbirine benzer geçtiyse bile her gün kendi içinde değerli ve özeldi. Geceleri dışarı çıkıp dolaştığımız günleri de özlemiştim. Yıldızların altında uyur gibi huzurlu ve rahattım onun yanındayken. Şimdi ise geceleri üzerim açıldığında kim örtecekti?

29 Mart 2007

Bölüm 45 - Yine Yalnız Başıma

Bavulumu toplayıp evden çıktım. Birkaç saat önce onunla servise bindiğimiz yerdeydim ama bu sefer tek başıma. Gittiğine hâlâ inanamıyordum. En küçük anı bile özlememek mümkün mü? Servis gelip otogara gittiğimizde bir süre otobüsün gelmesini bekledim. Otobüs gelip bindiğimde kafamda bir sürü düşünce vardı. Aslında İzmir’e gidiyor olmam çok iyiydi. Çünkü İzmit’te kalsaydım onsuzluğa alışmam çok zor olacakmış gibi geldi. Gözümü kapattığımda görüntüsü önüme geliyordu, sesi sanki hâlâ kulaklarımdaydı. Onunla yaptığımız otobüs yolculuklarını özlemiştim. Omzuma başını koyar ve uykuya dalardı. Ne güzel anlardı. Bu sefer onu her zamankinde çok daha fazla özleyeceğimi biliyordum. Derken uykuya daldım. Ara sıra uyansam da nihayet İzmir’e varmıştık. Evdekiler geleceğimi bilmiyordu. Sürpriz olacaktı onlar için. Servisle eve geldikten sonra kapıyı çaldım. İçeri girdiğimde annem çok şaşırdı. Ben de sevinmiştim aslında. Baya olmuştu onları görmeyeli. Gerçi evde annemden başka kimse yoktu. Kahvaltı ettikten sonra saçlarımı kestirmek için berbere gittim. Daha sonra dedemi ve ananemi ziyaret ettim. Sadece üç gün kalacaktım ama olsun en azından biraz değişiklik olacaktı benim için. Ertesi gün Buketle buluştuk. Onu da çok özlemiştim. Uzun uzun konuştuk. Onunla birlikteyken neler yaptığımızdan bahsettim. O da neler yaptığını anlattı. Ayrıca daha İzmit’teyken biten kontörlerimden dolayı onunla konuşamıyorduk ama kontör aldığımda hemen onu aradım. Çok özlemiştim, o da aynısını söylüyordu. “Bu sefer çok zor oldu senden ayrılmak” dedi. Keşke hep birlikte olabilsek. Bazı anlar ne kadar güzel olursa olsun mutlaka bitmek zorunda sanırım. Son günümde yine dışarıdaydım. Buketle gezdim, ananemi tekrar ziyaret ettim. Mümkün olduğunda evde oturmamaya çalışıyordum. Geri dönüş günü gelmişti. Annemle vedalaştıktan sonra babamla birlikte amcamlara gittik. Onları da aldıktan sonra otogara geldik. Evet, buradaki günlerim de bitmişti. Zaten üç hafta bile çabucak geçtiyse üç gün nasıl çabuk geçmesin? Uzun bir otobüs yolculuğu sonunda eve vardım. Girdiğimde anılarım tekrar gözümün önüne geldi. Kapıdan girer girmez onu görüyordum, bana kapıyı açtığında. Şimdi ise bomboş bir eve girmiştim. Yemek yiyip bavulumu boşalttıktan sonra yapacak bir işim kalmamıştı. İşte o zaman ona karşı olan özlemimle bir kez daha karşı karşıya gelmiştim. O kadar süre birlikte kaldıktan sonra ayrılınca, sanki birkaç gün içinde tekrar görüşecekmişiz gibi hissediyordum. Böyle olmadığını kendime kabul ettirmek çok zor olacaktı.

25 Mart 2007

Bölüm 44 - İyi Yolculuklar

Babam ve amcam otobüsten indikten sonra ellerini öptük ve bavullarını alıp bir minibüse bindik. Eve geldiğimizde babamın bana karşı bir soğukluğu olmadığını gördüm. Bu iyiydi. Amcam babama göre daha konuşkan, esprili ve samimi biriydi. Onu da çok sevmişti. Bunu birkaç saat içinde anlamam zor olmadı. Gece olduğunda koridora kurduğumuz yer yatağı ve minderlerden ikimiz için uyuyabileceğimiz bir yer hazırlamıştık. Sabah olup uyandığımızda babamlar evde yoktu. Zaten gece birçok kez uyanmış, sabah da babamların sesini duymuştum. Yerde yatmaya alışkın değildik ama buna bile şükrettik. Babamlar dolaşmaya çıkmışlardı. Biz de kalktık ve kahvaltı yaptık. Babamlar eve geldiğinde yemek için bir şeyler hazırladılar, yedikten sonra tekrar çıktılar. Biz evde kaldık. Bilgisayarda takılıyorduk. Hafta sonu olduğu için okulu da yoktu. Tek dileğim hafta içi kalmamalarıydı. Çünkü onun okula gittiğini sanıyorlardı. Neyse ki babam pazartesi günü gideceklerini söyledi. Onlar gittikten sonra yine baş başa kalmıştık. Korktuğumuz şeyler başımıza gelmediği için şanslıydık belki de. Haftaya sınavlarım başlıyordu o yüzden ders çalışıyordum. O bilgisayarda takıldığı için ben de başka bir odada çalışıyordum. Sınavlardan sonraki hafta okulda birçok hocanın bir toplandı nedeniyle olmayacağını öğrendim. Bu fırsatta İzmir’e gitmeyi planlamıştım. Çünkü zaten o da daha fazla kalamayacağını söylüyordu. Sınavlarım bittiği gün İzmir’e gidecek, birkaç gün kalıp geri dönecektim. Ayrılacağımız gün gelene kadar her günüm yıllardır yaşadığım en güzel günlerdi. O kadar alışmıştım ki ona. Birlikte yemek yiyor, birlikte uyuyor, birlikte televizyon izliyorduk. Sanki o gittiğinde bütün yaptığım şeylerde bir tarafım eksik gibi hissedecektim. Derken ayrılık saati geldi. Evden çıkmadan birbirimize sımsıkı sarıldık, dopdolu öptük. Bundan sonra ne zaman görüşeceğimiz belli değildi. Belki de bu yüzden o zamanların acısını şimdiden çıkartırcasına yaşamıştık bu günleri. Her gün ayrı güzel, her gün ayrı neşeliydi. Bu günler boyunca hiç üzmemeye çalıştım kendimi, gün saymıyordum belki de o yüzden daha sakindi kafam. Gideceği gün geldiğinde bile onu üzmemek için hep içimde sakladım üzüntümü, gözyaşlarımı. Akmadılar daha, çünkü biliyordum ki o hiç istemez ağlamamı. Gözyaşlarım içimde çoktan bir okyanus oluşturmuştu bile. Dayanacaktım, dayanmalıydık. Otogara gelip onu otobüse bindirdiğimde, çoktan yokluğunu hissetmeye başlamıştım. Derken otobüsü uzaklaştı ben ise eve dönmek için bir minibüse bindim. İnanamıyordum, sanki ben okuldan dönüyorum o ise beni evde bekliyor gibi hissediyordum. Eve geldim, tüm odalara baktım, yoktu. Kendimle baş başa kalmamak için hemen yazıya sarıldım ama sanırım bunda kaçış yok. Seni çok özledim aşkım.

Bölüm 43 - Ev Sahipleri ve Misafirler

Onsuz saatler geçmez bilmezken, her nasıl oluyorsa o yanımdayken zaman su gibi akıyordu. İşte bana göre tam üç hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Nasıl mı? Tabi ki onun sayesinde. Başa dönersek, zaten geleceğini biliyordum Bunu hep konuşuyorduk. Çünkü bir şekilde görüşmeliydik artık. Son görüşmemizin üzerinden bir ay geçmişti. Gerçi daha fazla ayrı kaldığımız zamanlar da oldu ama şimdi baş başa olacaktık. Gelme planları suya düşmesin ve eve geri döndüğünde bir sorun çıkmasın diye ailesiyle önceden konuşmuştu. Yaptığımız plana göre yanımda ‘bir süre’ kalacak, daha sonra dönüp bir işe girecekti. Bu ‘bir süre’ kısmı beni havalara uçurmaya yetiyordu bile. Çünkü ilk defa ne zaman gideceğini bilmeden yanımda olacaktı. Evet, sonunda gidecekti ama en azından o gün kesinleşene kadar içimiz rahat olacaktı. İzmit’e en son gelişinin üzerinden neredeyse iki ay geçmişti. Sabah otobüsü geldiğinde otogara gidip karşıladım onu. Tıpkı daha sık görüşebildiğimiz zamanlarda olduğu gibi hissettim. Bu şehir bizim ilkimizdi, en güzel anılarımızın bir kısmı bu şehirdeki yaşantımızdaydı. Onu ilk gördüğüm yer, onu ilk öptüğüm oda, onunla ilk birlikte uyuduğum yatak. Kısacası eski günlerimiz yeniden canlanmıştı sanki. Eve geldiğimizde onun için hazırladığım yemekleri görünce çok sevindi. O kadar mutluydum ki. Sadece onun geleceğini bilmek bile bana en zor tarifleri yaptırmaya yeterdi. Gün içinde yaptıklarımız genellikle aynıydı. Ben sabah erkenden okula gidiyordum, eve döndüğümde o büyük olasılıkla bilgisayarda oluyordu. Bazen bana sürpriz yapıp yemekleri hazırlıyordu. Çoğu gece film seyrediyorduk. Günlerimiz sade ama olabildiğince mutlu bir şekilde geçiyordu. Zaten ondan başka hiçbir şeyi görmüyordu gözüm. Ne bilgisayarı ne de okulda takılmayı. Bir an önce eve gelmek için nerdeyse koşa koşa dönüyordum okuldan. Kendimi ona adamıştım ve bu durumda ruhum büyük bir huzura kavuşmuş gibiydi. Onu ama sadece onu görüyordum. Her gece ona sarılarak uyuyor, bazı geceler korkup uyandığımda yanımda onu görmek bana büyük bir direnç sağlıyordu. Onunla gülüp, onunla ağlayabiliyordum. Hayatımda olup biten her şeyi onunla paylaşmaya çalışıyordum. Günlerimiz böyle geçerken bir de baktım bir haftayı doldurmuşuz. Bilgisayarda babamla görüşüyordum. Almanya’dan gelen amcam ile birlikte İzmit’e geleceklerini söyledi. Şok olmuştum. Onu tanıyordu ama sonuçta kaldığım ev küçüktü, hem yatacak yer sorunu vardı hem de ne kadar kalacaklarını bilmiyordum. Ertesi sabah şans eseri tekrar babamla internetten görüşebilme fırsatı bulduğumda onun da burada olduğunu söyledim. Neyse ki bir şey demedi. Birçok senaryo üretmiştik. Sonuçta her şey olabilirdi, babam rahatsız olabilirdi, neden burada kalıyor diyebilirdi. Bir şeyler uydurdum. Onun Bursa’ya gitmesini bile düşündük ama babamın tavrını gördükten sonra bundan vazgeçtik. Akşamüstü İzmit’te olacaklardı. Okuldan geldikten sonra evi temizledim, yemekleri hazırladım ve daha sonra babamları karşılamak üzere evden çıktık. Otogara geldiğimizde otobüs henüz gelmemişti. Derken birkaç dakika sonra otobüs geldi. Yanına yaklaştık ve babamı gördüm.

17 Şubat 2007

Bölüm 42 - Parlayan Yıldızlar

Hayatım yine eski düzenine giriyordu. İzmit’te yaşadığım günler hep birbirine benzer oluyordu. O yanımda değilken o kadar sıkılıyordum ki. Sabahları yataktan kalkması bile çok zor geliyordu. Hayatla tek başıma müdahale etmek zorunda kaldığım için isyan ediyordum sanki. Şu anki duygularımı benden başka kimse anlayamazdı. Anlatmakta zorlanıyordum. İkimizin karşılaştığı zorlukların yanında, bir de ayrı olmamızın verdiği acıya alışmıştım artık. Yaşayacağım her şeye hazırdım. Eğer inanırsak başaramayacağımız hiçbir şey yoktu. Ben inanıyordum. Birlikte her türlü güçlüğe göğüs gerebilirdik. Yıldızımız her zaman parlayacaktı. Ona olan hayranlığım, gün geçtikçe çoğalıyordu. Nedenini bilemediğim bir şekilde içimdeki duygular hareketlerimi kontrol ediyordu artık. Onsuz ama onunla birlikte yaşayabilmek mükemmeldi. Günün çoğu saati konuşabiliyorduk. İş arıyordu hâlâ. Ben ise okuluma devam ediyordum. Hafta içi İstanbul’a teknik gezimiz olduğunu öğrendim. Şehirde pek gezme fırsatımız olmadı, sadece biraz dolaşabildik. O sırada arkadaşım Tekin’le görüştüm. Tüm gezi boyunca O’nun da yanımda olmasını isterdim. Güzel vakit geçirdim belki ama artık beni mutlu edecek ortamlarda onsuz olmak istemiyordum. Onunla birlikte sevinmek istiyordum. Belki de ayrı olmamızın bir anlamı var diye düşünüyorum bazen. Belki de hayat bizi test ediyor veya bunun gibi bir şey. Ondan önceki hayatıma geri dönüp bakınca, şimdi kendimi daha güçlü hissediyorum. Hep bir güvencem olacak o. Güvenmediğimi söylesem de aslında fazlasıyla güveniyordum ona. Zor günlerimde yanımda olduğu için ve ileride de olacağını bildiğim için huzurluydum. Bahar geliyordu. Göz açıp kapayana kadar geçmişti aylar. Belki de zamanın bu kadar hızlı geçmesindeki sebep birlikteliğimizde saklıydı. Çünkü bütün yaşadıklarımızı geride bırakıp, bir anı olarak hatırladığımda duyduğum mutluluğu hiçbir şey veremiyordu bana ve biliyorum ki mutlu anlar hep çabuk geçerdi. Onu her zaman yanımda görmek istiyordum. Belki her zaman iyimserim ama kötümser olarak bir yere varamazdım ki. Yeşil çimenlerin üzerinde, çiçeklerin arasında, sımsıcak bir havada, ona sarılırken uyuyakalmak istiyorum.

13 Şubat 2007

Bölüm 41 - Bir Lokma Saçmalık

Okulum başlamıştı artık. Bir şekilde geçip gidiyordu günler. Yarın ise sevgililer günü. Geçen sene ilk defa yalnız geçirmemiştim bu günü. Bu sene ise yine yalnızdım ama en azından bir sevgilim vardı. Ya o da olmasaydı? Sanırım her insan öyle ya da böyle birçok acıyı tatmak zorundaydı. Onsuz kendimi bomboş hissediyordum. Sanki dokunsan yıkılacak bir bina gibi, aslında güçlü durmaya çalışıyordum ancak bu her zaman mümkün olmuyordu. Bu sevgililer gününde yalnızım, üzgünüm, kötüyüm. Belki rüyamda yan yana olabiliriz, değil mi?

Bölüm 40 - Kapılar Kapanmadan

Uyandığımda kalkmıştı. Bugün için bir planımız yoktu. Arkadaşlarımla görüşmeyecektik, sadece ikimiz olacaktık. Öğleden sonra evden çıktık. Biraz dolaştıktan sonra cafeye gittik. Baş başaydık. Yarın İzmir’e dönecektim. Bu ikimizi de derin bir sessizliğe sokmuştu. Aklıma getirmemeye çalışıyordum ama sonra birden bire hatırlayıveriyordum. Cafede bir süre oturduktan sonra evlerinin yakınında bulunan alışveriş merkezine gittik. Biraz dolaştık, yemek yedik. Tüm günümüzü baş başa geçirmiştik. Eve döndüğümüzde bilgisayarda biraz zaman geçirdikten sonra yattık. Oradaki son gecemdi bu. Gittiğimde onu zorluklarla yalnız bırakmak içimi burkuyordu. Beni üzecek şeyler düşünmek istemiyordum. Uyumadan önce biraz konuştuk. Sonra uykuya daldım. Sabah erken uyanıp hazırlandık. Çantamı toplardım ve evden çıktık. Doğuşla buluştuktan sonra cafeye gittik. Meteyi aradım fakat gelemeyeceğini söyledi. Cafede zaman yine su gibi geçmişti. Fakat bir sorun oldu. Bugün değil ertesi gün dönmem gerekiyordu. Doğuş “İstersen bizde kalabilirsin” dedi. O’nlara gidemiyordum çünkü zaten bir gün diye gidip iki gün kalmıştım. Ayrıldıktan sonra Doğuşla birlikte evlerine gittik. Ailesine beni liseden arkadaşım diye tanıştırdı. Çok huzurlu saatler geçirdim oradayken. Ertesi sabah erkenden çıktık evden. Bu sefer Mete ve Kemal de gelecekti. O’nu da aldıktan sonra cafeye gittik. Birkaç saat sohbetten sonra ayrılma vaktim gelmişti artık. Otobüse binmek için yola koyuldum. En uzun bu gelişimde kalmıştım, haliyle çok alışmıştım her şeye. O yokken, arkadaşlarım yokken ne yapacaktım? Ayaklarım geri geri gitmesine rağmen bindim otobüse. Yol boyunca tüm hafta boyunca yaptığımız şeyleri düşündüm durdum. Güzel anlarımız için mutlu oldum, kötü anlarımız için üzüldüm. Hayat çok acımasızdı. Onu çok sevmeme rağmen onunla görüşebildiğimiz günler hep sayılıydı. İzmir’e döndüğümde sersem gibi olmuştum. Sanki bir rüyadan uyandırılan ve henüz kendine gelemeyen bir insan gibiydim. Eve gittim, dinlendim. Ertesi gün Buketle görüştüm. Antalya’da yaşadıklarımı, yaptıklarımızı, cafeyi anlattım her ayrıntısına kadar. Anlatırken sanki tekrar yaşar gibi oldum hepsini. Hayata isyan etsem bile elime geçen bir şey olmayacaktı. Tatilden geriye kalan günlerimi İzmir’de geçiriyordum. Günlerim birbirinin aynı, heyecan yoktu. Sadece Buketle görüştüğüm zamanlarda kendime gelebiliyordum, Buket bu konuda bana çok yardımcı oluyordu. Onun dışında O’nunla ya telefonda ya da internette konuşuyorduk. Ayrılık zordu ama daha zor şeyler de vardı. Tatil bitip İzmit’e dönme zamanım geldiğinde, onun da benimle olmasını istedim. İzmir’e giderken birlikte yaptığımız otobüs yolculuğundan bir şey anlamamıştım. Ona doya doya bakabilmek isterdim. Uyurken izleyebilmek, yanına yatmak, birlikte uyumak.

Bölüm 39 - Alışkanlık Yapıyor

Sabah olduğunda önümde ilerisi belirsiz bir gün vardı. Kahvaltıdan sonra telefon trafiği başladı aramızda. Mete görüşmemiz için ısrar ediyordu. Ben de istiyordum zaten. O’nu aradığımda biraz işleri olduğunu, daha sonra yanımıza geleceğini söyledi. Bugün Doğuş gelemeyecekti bizimle. Hazırlanıp çıktım ve Mete’yle buluştuk. Mete’nin önceden tanıdığı iki arkadaşı da bugün bizimle olacaktı. Ayrıca Antalya’ya geleceğimi önceden haber vermediğim için önceki günlerde görüşemediğim arkadaşım Kemal de gelecekti bugün. Mete, ben, Yakup ve Tamer yine o cafeye gittik. Cafe sahipleri çok sıcakkanlılardı. Alışmıştım artık o cafeye. Sohbet ettiğimiz sırada telefonum çaldı. Arayan Kemal’di. Cafenin yerini bilmediği için yakın bir yere gelmesini söylemiştim. Onu almak için cafeden ayrılırken, O’nunla kapıda karşılaştık. O da benimle geldi. Kemal’i aldıktan sonra cafeye geri döndük. Biraz oturduktan sonra Yakup ve Tamer bizden ayrıldı. Derken saat ilerlemişti. Gitme vakti gelmişti. O’na ve arkadaşlarıma veda ettikten sonra teyzemlerin evinin yolunu tuttum. Teyzemlerde daha fazla kalmak istemiyordum. Çünkü her ne kadar teyzem de olsa onlara rahatsızlık verdiğimi hissediyordum. Durumu o gece O’na internette konuşurken anlattıktan sonra “Yarın bize geliyorsun” dedi. Onlarda da bir gün kalıp eve dönmeyi düşünüyordum. Sabah olduğunda çantamı topladım, teyzemlerle vedalaştıktan sonra yola koyuldum. Onların evine geldiğimde öğlen vaktiydi. Beni kapıda karşıladı. Odasına geçtik. İşte yine o odadaydım. Ona ait olan, onunla ilgili olan her şeyi gördüğümde duyduğum sevinç, şimdi yine kaplamıştı ruhumu. Üstelik o da karşımdaydı. Ellerini tuttum, yüzüne baktım, sarıldım, öptüm, sevindim. Dünyadaki tüm hazineler benimdi o an. Aylar geçmesine rağmen onu karşımda gördüğümde heyecanımı gizleyemiyordum. Bana dönüp bakması yetiyordu. Gülümsemesi, kapkaranlık anlarda ufuktan doğan güneş gibi aydınlatıyordu içimi. O bile bilmiyordu kendinde ne gizli cevherler olduğunu. Kim bilir, belki bir gün farkına varacaktı. Gözleri, dudakları, elleri içimi eritiyordu. Ateşin üzerine dökülen bir kova su gibi ferahlatıyordu gönlümü, onun yanımda olması. Kaygılarım son buluyordu o varken. Ruhumun yeni duygulara ihtiyacı yoktu, çünkü zaten ona karşı hissettiklerim, kendi içinde en üstün duygulardı. Ellerini tutarken, mutluluğunu gözlerinden okuyordum. Derken telefonu çaldı. Mahalleden arkadaşı gelecekti eve. Ben de o sırada Mete’yle haberleşiyor ve buluşmamızı ayarlamaya çalışıyordum. Birkaç saat sonra evden çıktık. Arkadaşından ayrıldıktan sonra biletimi almak için çarşıya indik. Aslında bir gün daha kalmamı istiyordu. Ben de istiyordum tabi. Israr edince biletimi almayı erteledim. Bir süre sonra Mete geldi. Yine cafeye gittik. Sohbetimiz çok güzel devam ederken Mete’nin yakın arkadaşı Aytuğ, yanında iki arkadaşıyla birlikte cafeye geldi. Vakit neredeyse gece yarısı olmuştu ve cafeden ayrılma vakti gelmişti. Vedalaştıktan sonra O’nunla birlikte eve gittik. Çok uykum gelmişti, hemen yattım. Eskiden olduğu gibi aynı odadaydık ama yan yana yatamıyorduk tabi ki. Uykuya dalacağım sırada yanıma uzandı ve bir süre o şekilde yattık. “Keşke birlikte uyuyabilsek” dedim. Huzurdu onunla uyumak benim için. Daha sonra kendi yatağına geçti. Birbirimizi öpüp iyi geceler diledikten sonra uykuya daldım.

10 Şubat 2007

Bölüm 38 - Közlenmiş Biber

Yaşadığım tüm duygu yoğunluklarının, kafa karışıklıklarının ve heyecanlarımın üzerine, nihayet Antalya’ya gidiyordum. Yanımda teyzem, otobüse bindik. O’nu Antalya’ya gönderdikten bir hafta sonra ben onun yanına gidiyordum. Sanki onu çok daha uzun süredir görmemiş gibi hissettim kendimi. Belki de Antalya’ya gidişimin üzerinden biraz zaman geçmesinden dolayı olabilirdi bu. Yolculuğun sonunda Antalya’ya varmıştık. Teyzemlerin evine gittik. Biraz zaman geçirdikten sonra kuzenimle dışarı çıktık. Arkadaşım Mete’yle buluşacaktım. Buluşma yerine kadar kuzenimle birlikte gittik. Mete’yle buluştuktan sonra, internetten yeni tanıştığım arkadaşım Doğuş’u aradım. Onu da aldıktan sonra O’nunla buluşacağımız alışveriş merkezine gittik. Bertan da gelmişti. Onu beklemeye başlamıştık. Beklerken, her geçen saniye, içimdeki heyecanı daha da tetikliyordu. Oysa onu en son bir hafta önce görmüştüm. Artık ondan ayrı kalmaya dayanmıyordum. Onu alıp bulutlara çıkmak, hep orda kalabilmek isterdim. Derken uzaktan bize doğru yaklaşmakta olduğunu gördüm. Hemen yanına gittim, sarıldık. Dünyada beni en mutlu eden insan yanımdaydı işte. Birlikte yemek yedikten sonra hepimizin bildiği bir internet sitesinde tanıtımı olan, yeni açılmış bir cafeye gitmeye karar verdik. Cafe zaman içinde eşcinsellerin gelebileceği bir mekâna dönüşmeyi amaçlıyordu. Gittiğimizde birbirinden tatlı iki bayan bizi karşıladı. Sonradan öğrendik ki aslında onlar çiftmiş. Cafe küçük, sakin ve huzurlu bir yere benziyordu. Sohbet ederken onun elini tutabilmek, rahat davranabilmek, dilediğin sohbeti edebilmek gibisi yoktu. Cafedeki ilk günümüzde çok eğlendik. Tabi bunda mekân sahiplerinin cana yakın olmasının rolü büyük. Cafeden ayrıldıktan sonra artık ayrılma vakti gelmişti. O’na ve Mete’ye veda ettikten sonra teyzemlerin evine yakın bir yerde oturan Doğuşla birlikte yola koyulduk. Ertesi gün görüşmek için sözleşmiştik. Teyzemlere geldiğimde ne kadar yorulmuş olduğumu anladım. Bütün gün yaptıklarımız, cafedeki zamanlarımız sanki özlediğim anlardı. O yanımdayken her ne olursa olsun kafamda hiçbir sorun kalmıyordu. Çünkü onun yanında kendimi fırtınada limana sığınmış bir tekne gibi güvende hissediyordum. Bu hissi kaybetmemek için elimden geldiğince çabalayacaktım. O hayatımın anlamı olmuştu uzun bir süre önce. Her geçen gün onunla yan yana olmasak bile ona karşı duygularım yoğunlaşıyordu. Ona karşı duyduğum sahiplenme duygusu son zamanlarda çok daha fazla artmıştı. O gece uyuduğumda ertesi gün neler yapacağız acaba diye merak etmeden duramıyordum. Onunla aynı şehirde olup yan yana olamamanın verdiği üzüntü, ertesi gün onu tekrar göreceğimi bilmenin verdiği heyecan tarafından gölgelenmişti. Ertesi sabah Doğuşla buluşup Mete’nin yanına gittik. O bir süre sonra bize katılacağını söylemişti. Derken Mete’nin önemli bir arkadaşı yanımıza geldi. İsmi Bülent'ti. Ben de tanıyordum Bülent'i. Daha sonra dün gittiğimiz cafeye tekrar gitmeye karar verdik. Bir süre sonra O da geldi. Zamanın nasıl aktığını anlamadığım bir gün geçirdim yine. Mutluydum. O yanımdaydı, arkadaşlarım yanımdaydı. Onunla hep yapmak istediğimiz şeylerden birini yapıyorduk. Elini tutabilmek, sarılabilmek hatta onu öpebilmek benim sadece yalnızken yapabildiğim şeylerdi. Oysa cafedeki ortam nedeniyle rahatsız olmamızı gerektirecek bir durum olmadığından kendimi de çok iyi hissediyordum. Ancak bize ayrılan sürenin sonuna gelmiştik yine. Yani saat geç olmuştu. Vedalaştıktan sonra yine Doğuşla yola koyulduk. Ertesi gün için bir planımız yoktu. Herkes gününü evde geçirecekti. İnternette konuştuk o gün. Yarın da ne yapacağımız belli değildi. Sabah olunca konuşuruz dedik ve uyuduk.

24 Ocak 2007

Bölüm 37 - Genç Bir Fidan

İzmir’deki tatil günlerim geçiyordu. Onu göreceğim günü iple çekiyor, yerimde duramıyordum. Son günlerde canımı sıkan olayları ona anlatmış ve kendimi daha rahat hissetmiştim. Sonuçta birbirimizden sakladığımız hiçbir sorunumuz olmamalıydı bence. Her sıkıntısında yanında olmak, ona destek olabilmek isterdim. Yine de bazen sinirleri gerildiği noktada insan sanki yarasını bıçakla deşer gibi karşıdakine saldırır. Oysa bu sinirin altında ne üzüntüler, ne acılar yatmaktadır. Onunla ayrı kaldığım süre arttıkça içimdeki bir şeyler sanki tutamayacağım kadar kabarıyor. Daha sonra başıma bir şekilde bela oluyor. Anlatmak istediğim onsuzken bazı duygularımın beni kandırdığı. Aslında kendime kızarken, beynimin bir suçlu arayıp sonunda onu bulması gibi karmakarışık durumlarda buluyordum kendimi. Bazı yaptıklarına kızsam da sorunları onu kırmadan halletmeye çalıştım hep. Tabi ne kadar başarılı oldum o ayrı. İlişki süresince ikimiz de birçok aşamadan geçmiştik. Bu aşamalar hayatımızın sonuna kadar devam edecekti, bunu biliyorduk. Ruhum incindiğinde tedavinin o olduğunu biliyordum. Kendi kendime o yanımda olmadığında ne yapacağımı soruyordum hep. Bir gün bunların hepsi bitecekti. Kendi evimizde uyanıp, kahvaltıyı birlikte edecektik. İşe gidecek, para kazanacak, isteklerimizi gerçekleştirecektik. Onun hep yanımda olmasını istiyordum. Geleceği düşünüp hayal kurmak çok güzeldi. Benim de, onun da içinde olduğu birçok hayalim vardı. Fakat geleceği kurmadan önce günümüzü yaşamalıydık. Ne geçmişe bağlı kalmalıydık ne de gelecek planları arasında boğulmalıydık. Geçmişte yaşadıklarımız güzeldi, evet ama gelecekte daha güzellerini yaşamayacak mıydık? Mükemmeliyetçi biri olarak her günümün bir öncekinden daha güzel olması için uğraşırdım hep. Geçmişteki günlerimiz geleceğimizin bir yansıması olabilirdi. Yanımda o olduktan sonra yapabileceğimiz o kadar çok şey vardı ki. Gelecek neydi? Gelecek uzakta değil, çok yakınımızdaydı. Birkaç gün sonra yapacağım Antalya gezisi geleceğimdi. Öyleyse neden diğer görüşmelerimizden daha iyi olmasın? Geçmişi özlüyorum ama bu gelecek günlerde daha iyilerini yaşamayacağım anlamına gelmiyor ki. Önemli olan ikimizdi. Gülüşün hep gözümün önünde, sesin kulağımda, sevgin kalbimdeydi. Artık birlikte olmadığımız zamanlarda bile farklı yönden bakıyordum olaylara. Önemli olan var olmaktı. Elle tutamadığımız sevgimizin, bizi ne kadar mutlu ettiğini görmek şahaneydi. Küçücük şeylerden mutlu olabilen, hayat dolu ama bunun hiç farkında olmayan bir sevgilim vardı. Eğer ona olan sevgimi göstermemi isteselerdi sanırım başaramazdım. Çünkü böylesine bir sevgiyi tanımlayacak bir şey bilmiyordum. Bu sevgiydi beni hayata bağlayan. Onu her haliyle kabul eden, bir damla gözyaşı için harap olan, istekleri benim için emir olan biriydi. Eskiden başka insanların uzun ilişkilerine bakar ve çok kıskanırdım. Anladım ki ilişkinin uzunluğu önemli değil. Önemli olan sevgi, saygı ve birlikte olmanın verdiği mutluluk. Onunla ömrümün geri kalanını geçirmek istiyordum. Olur ya da olmaz, ama isteğim buydu. Ne kadar kötü günler geçirirsek geçirelim, en sonunda güneş yine çıkmıyor muydu? Umut tıpkı bir avuç su gibi yeşillendirmişti ilişkimizi.

19 Ocak 2007

Bölüm 36 - Aşk Notları

Hasret bitmiş, nihayet kavuşmuştuk. Uzun bir süreden sonra onu tekrar görmek beni çok heyecanlandırmıştı. Onu öpmek, elini tutmak, sarılmak çok güzel geliyordu. Otogardan eve geldiğimizde bir süre uyuduk. Sınavlarım başlamıştı. Bu yüzden ders çalışmam gerekiyordu. Sınavlara gidip geliyordum. O da evde vakit geçiriyordu. Ders çalışmam için beni odaya kapatıyordu. Böylesi daha iyi oluyordu. Ancak sınavlar süresinde kafama takılan birçok sorun dışında yeni sorunlar da ortaya çıkmıştı. Bu kadar süre ayrı kaldıktan sonra acaba birbirimizden uzaklaşmış mıydık? Hayır, buraya onun hakkında hoşlanmadığım şeyleri değil sadece düşüncelerimi yazmak istiyorum. Ona olan sevgim yerinde duruyordu. Onu gördüğümde kalbim hâlâ heyecanla atıyor, gözlerimi ondan alamıyordum. Sadece insanların zaman içinde geçirdikleri değişime şahit oluyordum. Sonuçta ilişkimiz boyunca birbirimizi tanıdıkça farklı yönlerimizi keşfetmiştik. Diğer ayrı kaldığımız sürelerde de birbirimizi daha iyi tanımıştık. Tek düşündüğüm ise birbirimizi bu kadar tanıdıktan sonra artık karşı tarafın sevmediği hareketleri, davranışları da öğrenmemiş miydik? Neden aynı şeyleri tekrarlamaya devam ediyorduk öyleyse? Geceleri onla uyumak eskisinden daha çok mutlu ediyordu beni. Çünkü bu günlerde ona gerçekten çok ihtiyacım vardı. Yanımda birkaç gün kaldıktan sonra Bursa’ya gitti. Okulundan diplomasını alacaktı. Birkaç gün kaldıktan sonra yanıma döndü. İzmit’teki son günlerimizdi. Sınavlarım bitince İzmir’e dönecek oradan da Antalya’ya gidecektik. Tabi her şey düşündüğümüz gibi olmadı. Nihayet İzmir’e geldik. Fakat bu sefer Antalya’ya gittiğimde onların evinde değil teyzemlerde kalacaktım. Teyzem İzmir’e geleceğinden, ben Antalya’ya bir hafta sonra gidecektim. Geldiğimiz gün Buketle buluştuk. Bir yerde oturduktan sonra eve döndük. Bu kadar süre birlikte olduktan sonra ertesi gün ayrılacak olmamız beni üzüyordu. Sabah oldu ve gitme vaktiydi. Onu yolcu ettikten sonra eve döndüm ve uyudum. Artık yan yana değildik. O gidince bazı şeylerin farkına varmam daha kolay oldu. Son günlerde çok tartışmıştık. Özellikle benim sinirlerim çok gergindi. Acaba bazı değerlerimizi yitirmiş miydik? Ben onu çok daha fazla seviyordum, o da bana beni çok sevdiğini söylüyordu. O zaman sorun neydi? Sanırım sevgi her şeyi çözmeye yetmiyor. Ama sonuna kadar gideceğim.

5 Ocak 2007

Bölüm 35 - Bir Acı Kahve

İzmir’deki günlerim hızla geçiyordu. Evde olduğumda çoğunlukla canım sıkılıyor, yapacak bir şey bulamıyordum. Dışarı çıktığımda ise muhtemelen Buketle birlikte dolaşıyorduk. Her biri kendi içinde değişik ama yine de sıkıcı günlerimin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsine ona duyduğum özlem damgasını vuruyordu. O an nerede ya da ne yapıyor olduğum önemli değildi. Çünkü aklım hep onunla meşguldü. Bayram geçmiş, müdürüyle konuşmuştu. Birkaç gün içinde işten çıkabileceğini söylemiş ona. İzmit’e döndüğümde birkaç gün gecikmeli de olsa onu görebilecektim. Onu tanıdığımdan beri ayrı kaldığımız en uzun süreydi. Artık geçen bir gün değil, bir ana bile tahammülüm kalmamıştı. Biz ayrıyken zaman bu kadar yavaş akmamalıydı. Sanki biz birlikteyken hızlı aldığı adımlara güvenircesine, onsuz günlerim hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Kendimi hapishanede gibi hissediyordum bazen. Ben onun aşkına mahkûm olmuştum. Hem de müebbet. Hayatımın uç noktaları, uç düşünceler aklımda gidip geliyordu. En önemlisi kendimi sorguluyordum. Onun hakkında hissettiklerimi. Ona olan sevgim beslenen bir ateş gibi büyümeye devam ediyordu. Ateşi tek kontrol edebilen ondan başkası değildi. Öyle anlar oluyordu ki, yüreğim bir anda yangın yerine dönüyordu. Ona kavuşacak olduğumun sevinci, çoktan ondan ayrılınca duyacağım üzüntü tarafından mağlup edilmişti. O yanımda değilken kalbimdeki, kafamdaki O’nu seviyordum. Bazen gerçeğiyle içimdeki ters düşüyordu. İşte o zamanlar çok üzülüyordum. Kendimi ondan uzaklaşmış hissediyordum çünkü. İkimiz de birbirimizi bıraktığımız gibi değildik. Hiçbir zaman olmadık ki. Keşke eski yaşadıklarımıza geri dönebilseydik. Evet, belki çok daha güzel şeyler yaşayacaktık ama eskiye duyduğum hayranlık hiç bitmeyecekti. Yaşarken değerini anlayamadıklarımı, dışarıdan seyirci olarak izleyince ne kadar değerli olduklarını anlıyorum. Gözyaşlarım bile yorulmuştu artık. Onsuz ağlamak bile istemiyordum. Çünkü sıkılmıştım. Onsuz her şeyden sıkıldım. Tek dileğim ondan hiçbir zaman sıkılmamak. Tabi bunun tam tersini de diliyorum. Eğer bir gün benden sıkıldığını söylerse ne yaparım? Sanırım hiçbir şey yapamam, dayanamam. Bir gün gelip de “Demek ki dayanılıyormuş” demek yerine ölmeyi tercih ederim. Geride bıraktığımız yıla o damgasını vurmuştu. Ben bundan sonraki hayatıma damga vurmasını istiyorum. Uyurken başucunda oturup, onu izlemek istiyorum. Dizlerimde uyuyakaldığında hep öyle kalalım istiyorum. Sabah uyandığımızda ona en güzel kahvaltıyı hazırlamak istiyorum. Boncukçudan özenle alıp, ipe tek tek dizdiğim malzemelerden yaptığım kolyeyi taktığında hep beni hatırlamasını istiyorum. Yaz gecelerinde evimizin balkonunda oturup birlikte yıldızları seyredebilmek istiyorum. Ben, onu istiyorum.

29 Aralık 2006

Bölüm 34 - Romantizme Yolculuk

İzmir’e dönmüştüm. Hem bayram hem de yılbaşı için buradaydım. Zaten daha sonra da sınavlarım için İzmit’e geri dönecektim. Evde günlerim sıkıcı geçiyordu. Arkadaşım Buket’le dışarı çıktığımız günler kendimi iyi hissediyordum. Çünkü Buket’e O’ndan gönül rahatlığıyla bahsedebiliyordum. Onunla görüşebilme olanaklarımız değişmemişti. İnterneti hâlâ yoktu ve sadece telefonda konuşabiliyorduk. Bayramdan sonra işyerinden parasını alınca işten çıkıp yanıma, İzmit’e gelebileceğini söylüyordu. Eğer gelebilirse çok güzel olur. Çünkü bir ayı aşkın süredir birbirimizi göremiyorduk. Bundan daha uzun bir süredir de birlikte uyuyamıyorduk. Eğer o gelemezse ben sınavlarımdan sonra Antalya’ya gitmeyi düşünüyordum. Babam son Antalya gezimi öğrenmişti. Eve gelen banka kartı hesap özeti beni ele vermişti. Neyse ki pek bir şey demedi. Ama sınavlardan sonraki gezim için izin istediğimde sorun çıkartabilirdi. Onun yanımda olması dışında istediğim bir şey yoktu. Bu kadar uzun süre ayrı kalmaya alışık değildim. Onu başından beri ailemden biri olarak görüyordum. Annemi babamı nasıl inkâr edemezsem, onun da sevgilim olduğunu inkâr edemem diye düşündüm hep. Onsuz bir hayatım olacaksa, eminim dayanılmaz olur. Onu kollarıma aldığımda hiç bırakmak zorunda olmasam keşke. Dizime yatıp uykuya daldığında zaman dursa, sarılıp uyuduğumuzda rüyalarımızda sonsuza kadar birlikte olsak. Akan bir dere gibi, içimdeki heyecan hep şekil değiştiriyordu. Bazen kalbim hızlıca çarpıyor, bazen de eski günlerimiz aklıma geliyor mutlu oluyordum. Oradaydı, benimdi, onu tüm kalbimle hissediyordum. Az kalmıştı, hasret bitmeliydi.

19 Aralık 2006

Bölüm 33 - Günler Geçiyor

Buraya yazmaya başlarken tek ve sadece kendim için yazacağım demiştim. Çünkü yazmak bana mutluluk veriyordu. Anılarımı hatırlayarak mutlu oluyordum. Fakat şimdi burayı okuyanlar, sizler varsınız. İçimden geldikçe buraya yazmaya çalışıyorum. Ancak merak etmeden de duramıyorum. Acaba yazdıklarımı nasıl buluyorsunuz? Her birinizden az ya da çok bir şeyler okumak isterdim. O’nsuz geçirdiğim bu günlerimde kafam karmakarışık. Üzgün bir halde yaşamaya çalışıyorum, alıştım da. Onu tekrar kollarımda göreceğim günü iple çekiyorum. Ancak şöyle bir gerçek var ki o gün ne zaman gelecek bilmiyorum. Kendimce fırsatlar yaratabilmek istiyorum ama gücüm bir yer kadar yetiyor. Bazen hislerimi kelimelere dökmekte öyle zorlanıyorum ki. Tıpkı ona âşık olduğumu anladığımda hissettiklerim gibi. Ona olan sevgim sanki damarlarımdaki kan gibi tüm vücudumu dolaşıyordu. Her yerimde, her anımda onu hissediyordum. Her gece yatmadan önce dua ediyordum, hiç değilse rüyalarımda göreyim onu, kollarında uyuyayım diye. Sabah uyandığımda yüzümde bir gülümseme oluyordu. Çünkü onu görmüş oluyordum. Günlerim boş ve anlamsız geçerken, hayatımın tek anlamı, hayatım kendisi olan O, bana devam etme gücü veren tek varlıktı.

13 Aralık 2006

Bölüm 32 - Rüzgâra Karşı Koşarken

Doğum günümün üzerinden günler geçmişti. Annem bugün sabah gitti. Bense sınavlarımla uğraşıyorum. Annem buradayken yemek, bulaşık, temizlik derdim olmadı. Gerçi Onunla konuştuktan sonra annem hep “Kiminle konuşuyorsun bu kadar uzun?” diye sordu ama hep geçiştirdim. Annem gidince yalnızlığa alışmak zor geldi ilk başta. Annemi çok seviyordum ama bazı konularda değişmeyen fikirleri vardı. Okula gittiğim sırada dolabımı karıştırmış olabileceğinden de şüpheleniyorum. Gerçi bulmaması gereken her şeyi saklamıştım. Keşke anneme O’ndan bahsedebilseydim, o benim sevgilim diyebilseydim. Ailemden birinin bana destek verdiğini görmek çok iyi olurdu. Bu arada onunla görüşme olanaklarımız daha da azalmıştı. İnterneti kesilmişti bu yüzden sadece telefonla görüşebiliyorduk. Kontör dayanmıyordu tabi. Ayrı olmaya alışmıştım artık. Yaklaşık üç haftadır görmüyorduk birbirimizi. Aynı evde yaşadığımız, sayılı ama güzel günleri özledim. Sınavlarımın durumu berbatken bir de ayrılık acısı bende kafa bırakmıyordu. Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Nereye kadar böyle gidecekti ki? Bir yerden sonra bu durumu düzeltmeliydim. Derslerimden bahsediyorum. Kaçmak değil başarmak istiyorum. Beceremiyorum.

8 Aralık 2006

Bölüm 31 - Özel Bir Gün

Saatler tam gece yarısını gösterdiğinde telefonum çaldı. Arayan O’ydu. Tıpkı onun doğum gününde benim yaptığım gibi “İyi ki doğdun” melodisini söyleyerek kutladı beni. İlk ve en özel tebrikimi almıştım. Daha sonra sırayla arkadaşlarımdan mesajlar geldi. Sevinmiştim. Hatırlanmak güzeldi. Yatmadan önce O bir kez daha aradı. Annem evde olduğundan rahat konuşamıyordum ama yine de derdimi anlatabilecek kadar konuşabildik. Paket yolladığını ve içinde bir not olduğunu söyledi. Tahminlerim doğruydu. Anneme neler diyebileceğimden ona da bahsettim. En özel günümde yanımda olmasını o kadar çok isterdim ki. Bu sene böyle idare edeceğim artık. Bir süre bilgisayarda takıldıktan sonra yattım. Yarını iple çekiyordum. Uyandığımda annem kahvaltıyı hazırlamıştı. Kahvaltıdan sonra annem temizliğe başladı ben de ders çalışmaya. Ne de olsa yarın sınavlarım başlıyordu. İnsanın doğum gününde ders çalışmak zorunda olması kadar kötü bir şey var mı? Evet, var. Dünyalar kadar sevdiği, her şeyim dediği, onun için ölebileceği insanın yanında olmaması. Zaten kendimi bu duruma hazırladığımdan fazla da üzülmemiştim. En çok paketin ne zaman geleceğini, geldiğinde anneme ne diyeceğimi, içinden ne çıkacağını merak ediyordum. Bu stresle ders çalışmak imkânsızdı. Bir süre sonra bıraktım. Kalbim sabah uyandığımdan beri hızlı hızlı atıyordu. Bilgisayarın başında biraz zaman geçirmeye karar verdim. O kadar dalmıştım ki kapı çaldığında yerimden ok gibi fırladım. Neredeyse umudu kesmiştim çünkü hava kararmıştı. Annem kapıyı açmak için mutfaktan geliyordu ki “Ben açarım” dedim. Paketi aldıktan sonra annemin soru bombardımanı da başlamıştı. Geçiştirici şeyler söyledim neyse ki çok üstelemedi doğru düzgün bir cevap alabilmek için. Telefonda bel ölçümü sormuştu ben de pantolon alacağını düşünmüştüm. Hayır, küçücük bir kutuydu gelen. Heyecanım ve merakım daha da artmıştı. Ne olursa olsun açmalıydım. Lavaboya girip kapıyı kapattım. Açarken çıkacak bant sesleri duyulmasın diye musluğu açıp su dolduruyordum. Açtığımda gördüğüme inanamadım. Sağ gösterip sol vurmak diye buna denebilirdi. Aldığım en güzel hediyelerden biriydi bu. Hayır, ne olduğunu yazmayacağım ama emin olun süper bir şey! Geçen seneki doğum günü hediyemden (Yani Ondan!) sonra aldığım en güzel hediye diyebilirim. Heyecan içinde lavabodan çıktım ve paketi bir yere sakladım. Annem hiçbir şey sormadı. Akşam olduğunda birkaç arkadaşımdan daha tebrik mesajı geldi. Babamla internet üzerinden görüştüğümde ise bir şaşırtıcı haber de ondan duydum. O da bir paket göndermişti. İçinde ne olduğunu söylemedi. Sanırım yarın gelir. Heyecan doruktayken iş çıkışı saatinde O aradı. Gün içinde mesajlaşmıştık ve biraz morali bozuktu. Ancak konuşmamızda moralinin düzeldiğini söyledi. Keşke yanımda olabilseydi. Hiç değilse oralarda bir yerlerdeydi. Bunu bilmek bile beni mutlu ediyordu. Annemin gelmesine de henüz alışamamıştım. Değişik bir doğum günü geçiriyordum. Güzeldi, heyecanlıydı, iç gıdıklayıcıydı. Hayatımın unutamayacağım birkaç gününe bugün de eklenmişti.

7 Aralık 2006

Bölüm 30 - Hepsi Yalan

Günler hızla geçiyordu ama her gün kendi içinde çok karmaşık ve uzundu. Onunla bazen telefonda konuşuyorduk bazen de akşamları internet üzerinde konuşuyorduk. İş yerinde çok yoruluyordu. Üstelik aynı işi başka bir mağazada yapsa daha yüksek maaş alabileceğini öğrenmişti. Yılbaşına kadar çalışıp ayrılabileceğini söyledi telefonda. Çünkü ona söylenen çalışma saatlerinin dışına çıkılıyormuş. Bazen sabah erken, bazen de öğlen gidiyordu. Sabahları ben uyandırıyordum onu. Uyanması çok zor olsa da yine de kızamıyordum. Telefonu uykuluyken açtığında çok tatlı oluyordu. Onu uyandırdıktan sonra tekrar yatıyordum. Dün ise onu uyandırdıktan sonra arkadaşım Yasin'i almak için otogara gittim. Onu otogardan aldıktan sonra eve geldik. Dersim olmadığı için tüm gün evdeydik. Ertesi gün Edirne’ye gideceği için daha sonra biletini almak için çarşıya indik. Bu sabah ise gitti. Dönüşte de yanıma uğrayabileceğini söyledi. Onu yolcu ettikten sonra okula gittim. Dersteyken O’ndan mesaj geldi. Ev adresimi soruyordu. Gerçi geçen gün internette de yazmıştım. Nedenini biliyordum tabi ama içim kıpır kıpır olmuştu. Yarın doğum günümdü ve sanırım bir sürpriz yapacaktı. Eve geldikten sonra yemek yiyip, bilgisayarın başına oturdum. Oyun oynuyordum. Ev telefonum çaldı. Arayan babamdı. Normalde babam beni hiç aramazdı. Şaşırmıştım. “Annen bugün oraya geliyor” dedi. Şok olmuştum. Kafamda birden bir sürü soru işareti oluştu. Aslında sürpriz yapacaktı ama babam, bavulları olduğu için annemi otogardan almam gerektiğini söyledi. Evden çıkmam için bir buçuk saatim vardı. Hemen bilgisayarın başından kalktım. Duş aldıktan sonra bulaşıkları yıkadım ve etrafı topladım. O'nu tanıyan annemin sorabileceği tüm sorulara cevap arıyordum. Çünkü O’nu İzmit’te okuyor biliyordu. Onun hakkında bir şey sorduğunda neler diyebileceğimi düşündüm. Üstelik birkaç hafta önce Antalya'ya gittiğimden de haberi yoktu. Eve gelebilecek arkadaşlarımla konuşurken bile her şey ortaya çıkabilirdi. Çünkü arkadaşlarım O’nun Bursa’da okuduğunu ve şu an Antalya’da olduğunu biliyorlardı. Ayrıca diğer odadaki halıyı da O vermişti. Onu da soracaktı annem. Her şeyin cevabını düşündüm. O’nu sorarsa “Sınavları bitti, Antalya’ya döndü” diyecektim. Ancak en önemli soru şuydu. Yarın eve herhangi bir şey gelirse, ne diyecektim. Üstelik okula gitmem gerektiği için ben evde olmadığımda da gelebilirdi kargo. Gerçi ben evdeyken de gelse annem yine bin bir soru soracaktı. Buna da bir cevap düşünmüştüm. Bir şekilde gizlemeliyim ya da her şey ortaya çıkmasına göz yummalıyım. Bunları düşüne düşüne otogara gittim. Bu sırada O’na da mesaj attım ve annemin geliyor olduğunu söyledim. Otogarda biraz bekledikten sonra annemin de içinde olduğu otobüs geldi. Servise binip eve geldik. Yemek hazırlarken arkadaşım ders notu almaya geldi. Annemle selamlaştıktan sonra annem tekrar mutfağa döndü. Neyse ki arkadaşımda çok oturmadı. Şimdi ise annem içeride uzandı. Benimse yarın için heyecanım daha da arttı. Üstelik onunla da henüz konuşamamıştım. Bekliyordum. Acaba neler olacaktı?

4 Aralık 2006

Bölüm 29 - Meyve Salatası

Her sabah onu ben uyandırıyordum. Uykusu benim kadar hafif değildi. Bazen birkaç kez uzun uzun çaldıktan sonra açabiliyordu telefonu. Hem uyandığımda sesini duymak bana çok iyi geliyordu. İşine alışmış görünüyordu, tabi biraz daha zaman geçmeliydi. Sonuçta işe başlayalı daha bir hafta bile olmamıştı. Bense İzmit’e döndüğümden beri ev işleri dışında doğru düzgün bir şey yapmamıştım. Haftaya sınavlarım başlıyordu ama ders çalışmak içimden gelmiyordu her zaman olduğu gibi. Okula gidince belki tekrar hevesim yerine gelebilir diye düşünüyordum. Bu hafta arkadaşım Yasin İzmit’e gelecekti. Bir gün yanımda kalıp akrabalarının düğünü için Edirne’ye gidecekti. Her akşam yalnız uyumaya alışmıştım artık. Onsuzluk zor olsa bile bir süre böyle devam edeceği gerçeğini kabullenmiştim. Üzüntümün ve acımın yerini tatlı bir mutluluk almıştı bugün. Karamsarlığım terk etmişti beni. Birbirimizin değerini birbirimize uzak kaldığımızda anlıyorduk. Yan yanayken hiç olmayacak nedenlerden dolayı tartışıyorduk. Fakat birbirimizi özlemeye başladığımız an bunların hepsini unutuyorduk. Ne de olsa her ikimizden de birer tane yok muydu? Onun sayesinde insanları kırmanın ne kadar üzücü olabileceğini bir kez daha gördüm. Sokakta yan yana yürürken bile enerjisini hissedebiliyordum. Yanıma kalmaya geldiğinde onun her şeyinden ben sorumluymuşum gibi hissediyordum. Ne yemek istediğini her gün soruyordum. Bazen yemekleri o yapıyordu. Bir keresinde bana pizza bile yapmıştı. Ben hamuru açmayı göstermiştim. O kadar güzel olmuştu ki. Zaten önemli olan emekti. İçine sevgisini de katınca yaptığı hangi yemek güzel olmazdı ki? Benimle ilgilenmesi çok hoşuma gidiyordu. Arkadaşlarıyken bile arada bana dönüp benimle sohbet etmesi ya da beni sohbete dahil etmeye çalışması çok güzeldi. Çünkü genelde çekingen davranıyordum. Baş başa kaldığımızdaki çekingenliğim ise çoktan geçmişti. En ufak bir anda bile ona dokunuyordum. İçtiği sigara paketlerini, kullandığı saç sprey kutularını sakladım hep. Hatta İzmit-Bursa arası otobüs biletlerimizi bile özenle sıraya dizdim, onlar da dolabımda duruyor. En özeli ise, ilk görüşmemizde Bursa’ya dönerken bana otogardan aldığı sakızın paketi. Evet, çok saçma ve anlamsız gelebilir ama O aldı ya, bu bana yeter. Bilgisayarda oyun oynadığı zamanlar ev içinde kendime işler bulurdum. Ortalığı toplar, bulaşıkları yıkardım. Bir keresinde kek yapmıştım. Oyun oynamayı bıraktığında keki görmüş ve şaşırmıştı. Onu mutlu edebilecek her şeyi yapmaya hazırdım. İş ortamında neler yaşadığını göremesem de çok yorulduğunu anlayabiliyordum. Haftada bir gün izin günü vardı. Şehirlerimiz yakın olsaydı tüm gün boyunca onunla olabilmek isterdim. Birlikte gezip sinemaya gitmek, denizde yüzmek, trambolinde zıplamak, oyun oynamak, uyumak, yemek yemek. Onunla yaptığım her şeyi özlemiştim. Fakat zaman yine su gibi geçecek ve kendimi onun yanında bulacaktım. Hava olabildiğine güneşli, etraf cıvıl cıvıldı, kendimi ilkbahar aylarında gibi hissediyordum. Güzel günler bizi bekliyordu.

3 Aralık 2006

Bölüm 28 - Su Birikintisi

Zamanı dondurabilmek mümkün olsaydı neler olurdu? Hayat olmazdı. Onu tanıdıktan sonra bazı kavramların farklı anlamları da olduğunu öğrendim. Mesela geçmişte yaptığım hataları bugünkü aklım olsa yapar mıydım? Bazılarını evet, bazılarını hayır. Onunla tanışmamış olsaydım hayatımda neler olurdu? Sanırım hâlâ vücudumun istekleri için koşuyor olurdum. O bana bir insana nasıl bağlanılması gerektiğini öğretti. Paylaşmanın ne demek olduğunu, karşı tarafı mutlu edebilmek için bazı şeylerden vazgeçmek gerektiğini, isteklerini ertelemenin sonuçlarının bazen çok iyi olduğunu. Hayatını değiştirecek kararlar verirken önce kendini düşünür insan ama bu sefer düşünülecek sadece kendim değildim. Artık her hareketimde “Acaba o bu davranışıma ne der” diye düşünmeden edemiyordum. Yoğun iş temposu nedeniyle görüşebilme olanaklarımız iyice azalmıştı. İşten çıktığında telefonla konuştuk. Gün içinde yaptıklarını öyle heyecanla anlatıyordu ki. Can kulağıyla dinliyordum hepsini. Bir an için karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi hissettim. Uzaktık belki ama birbirimizi hâlâ çok iyi anlayabiliyorduk. Zamanla kaybolan bağlar bizde sanki sıkıcasına bağlanmış gibiydi. Bir dahaki görüşmemizin ne zaman olacağını bilmemek artık beni o kadar üzmüyordu. Zaman her şeyi gösterecekti ne de olsa. Eskiden bir günümüzü bile telefonla konuşmadan geçirmezdik. Bazen uzun uzun konuşurduk. Eski günleri özlemenin yanı sıra ileriki günlerimizde neler yaşayacağımızı hayal edemeden duramıyordum. Sanki denize açılmış bir sandal gibi, karadan uzaklaştıkça ileriyi görüyordum ancak arkama bakınca da her şey yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Dünyayı tozpembe görmüyordum artık, her an her şey olabilirdi ama önemli olan bunlara kendini önceden hazırlamış olmandı. Telefonu kapatırken “Seni seviyorum” demesi o kadar hoşuma gidiyordu ki. Her zaman pozitif düşünmeye çalıştım, üzüntülerimi sıkıntılarımı ona yansıtmamaya çalıştım ama çoğu zaman başarılı olamadım. Çünkü beni çok iyi tanıyordu. En ufak bir açığımda beni soru yağmuruna tutuyordu. Eski günlerimizin geri gelmeyeceğini biliyordum. Sorun değildi çünkü ikimiz birbirimiz için var olduktan sonra nerede olursak olalım o an yaşadıklarımızı hep hatırlayacaktım. Günlerimiz birbirimizden uzakta geçerken aslında kimsenin bilmediği bir şey vardı. Onu her gün görüyordum aslında. Gözümü kapatmam yeterliydi.