24 Ocak 2007

Bölüm 37 - Genç Bir Fidan

İzmir’deki tatil günlerim geçiyordu. Onu göreceğim günü iple çekiyor, yerimde duramıyordum. Son günlerde canımı sıkan olayları ona anlatmış ve kendimi daha rahat hissetmiştim. Sonuçta birbirimizden sakladığımız hiçbir sorunumuz olmamalıydı bence. Her sıkıntısında yanında olmak, ona destek olabilmek isterdim. Yine de bazen sinirleri gerildiği noktada insan sanki yarasını bıçakla deşer gibi karşıdakine saldırır. Oysa bu sinirin altında ne üzüntüler, ne acılar yatmaktadır. Onunla ayrı kaldığım süre arttıkça içimdeki bir şeyler sanki tutamayacağım kadar kabarıyor. Daha sonra başıma bir şekilde bela oluyor. Anlatmak istediğim onsuzken bazı duygularımın beni kandırdığı. Aslında kendime kızarken, beynimin bir suçlu arayıp sonunda onu bulması gibi karmakarışık durumlarda buluyordum kendimi. Bazı yaptıklarına kızsam da sorunları onu kırmadan halletmeye çalıştım hep. Tabi ne kadar başarılı oldum o ayrı. İlişki süresince ikimiz de birçok aşamadan geçmiştik. Bu aşamalar hayatımızın sonuna kadar devam edecekti, bunu biliyorduk. Ruhum incindiğinde tedavinin o olduğunu biliyordum. Kendi kendime o yanımda olmadığında ne yapacağımı soruyordum hep. Bir gün bunların hepsi bitecekti. Kendi evimizde uyanıp, kahvaltıyı birlikte edecektik. İşe gidecek, para kazanacak, isteklerimizi gerçekleştirecektik. Onun hep yanımda olmasını istiyordum. Geleceği düşünüp hayal kurmak çok güzeldi. Benim de, onun da içinde olduğu birçok hayalim vardı. Fakat geleceği kurmadan önce günümüzü yaşamalıydık. Ne geçmişe bağlı kalmalıydık ne de gelecek planları arasında boğulmalıydık. Geçmişte yaşadıklarımız güzeldi, evet ama gelecekte daha güzellerini yaşamayacak mıydık? Mükemmeliyetçi biri olarak her günümün bir öncekinden daha güzel olması için uğraşırdım hep. Geçmişteki günlerimiz geleceğimizin bir yansıması olabilirdi. Yanımda o olduktan sonra yapabileceğimiz o kadar çok şey vardı ki. Gelecek neydi? Gelecek uzakta değil, çok yakınımızdaydı. Birkaç gün sonra yapacağım Antalya gezisi geleceğimdi. Öyleyse neden diğer görüşmelerimizden daha iyi olmasın? Geçmişi özlüyorum ama bu gelecek günlerde daha iyilerini yaşamayacağım anlamına gelmiyor ki. Önemli olan ikimizdi. Gülüşün hep gözümün önünde, sesin kulağımda, sevgin kalbimdeydi. Artık birlikte olmadığımız zamanlarda bile farklı yönden bakıyordum olaylara. Önemli olan var olmaktı. Elle tutamadığımız sevgimizin, bizi ne kadar mutlu ettiğini görmek şahaneydi. Küçücük şeylerden mutlu olabilen, hayat dolu ama bunun hiç farkında olmayan bir sevgilim vardı. Eğer ona olan sevgimi göstermemi isteselerdi sanırım başaramazdım. Çünkü böylesine bir sevgiyi tanımlayacak bir şey bilmiyordum. Bu sevgiydi beni hayata bağlayan. Onu her haliyle kabul eden, bir damla gözyaşı için harap olan, istekleri benim için emir olan biriydi. Eskiden başka insanların uzun ilişkilerine bakar ve çok kıskanırdım. Anladım ki ilişkinin uzunluğu önemli değil. Önemli olan sevgi, saygı ve birlikte olmanın verdiği mutluluk. Onunla ömrümün geri kalanını geçirmek istiyordum. Olur ya da olmaz, ama isteğim buydu. Ne kadar kötü günler geçirirsek geçirelim, en sonunda güneş yine çıkmıyor muydu? Umut tıpkı bir avuç su gibi yeşillendirmişti ilişkimizi.

19 Ocak 2007

Bölüm 36 - Aşk Notları

Hasret bitmiş, nihayet kavuşmuştuk. Uzun bir süreden sonra onu tekrar görmek beni çok heyecanlandırmıştı. Onu öpmek, elini tutmak, sarılmak çok güzel geliyordu. Otogardan eve geldiğimizde bir süre uyuduk. Sınavlarım başlamıştı. Bu yüzden ders çalışmam gerekiyordu. Sınavlara gidip geliyordum. O da evde vakit geçiriyordu. Ders çalışmam için beni odaya kapatıyordu. Böylesi daha iyi oluyordu. Ancak sınavlar süresinde kafama takılan birçok sorun dışında yeni sorunlar da ortaya çıkmıştı. Bu kadar süre ayrı kaldıktan sonra acaba birbirimizden uzaklaşmış mıydık? Hayır, buraya onun hakkında hoşlanmadığım şeyleri değil sadece düşüncelerimi yazmak istiyorum. Ona olan sevgim yerinde duruyordu. Onu gördüğümde kalbim hâlâ heyecanla atıyor, gözlerimi ondan alamıyordum. Sadece insanların zaman içinde geçirdikleri değişime şahit oluyordum. Sonuçta ilişkimiz boyunca birbirimizi tanıdıkça farklı yönlerimizi keşfetmiştik. Diğer ayrı kaldığımız sürelerde de birbirimizi daha iyi tanımıştık. Tek düşündüğüm ise birbirimizi bu kadar tanıdıktan sonra artık karşı tarafın sevmediği hareketleri, davranışları da öğrenmemiş miydik? Neden aynı şeyleri tekrarlamaya devam ediyorduk öyleyse? Geceleri onla uyumak eskisinden daha çok mutlu ediyordu beni. Çünkü bu günlerde ona gerçekten çok ihtiyacım vardı. Yanımda birkaç gün kaldıktan sonra Bursa’ya gitti. Okulundan diplomasını alacaktı. Birkaç gün kaldıktan sonra yanıma döndü. İzmit’teki son günlerimizdi. Sınavlarım bitince İzmir’e dönecek oradan da Antalya’ya gidecektik. Tabi her şey düşündüğümüz gibi olmadı. Nihayet İzmir’e geldik. Fakat bu sefer Antalya’ya gittiğimde onların evinde değil teyzemlerde kalacaktım. Teyzem İzmir’e geleceğinden, ben Antalya’ya bir hafta sonra gidecektim. Geldiğimiz gün Buketle buluştuk. Bir yerde oturduktan sonra eve döndük. Bu kadar süre birlikte olduktan sonra ertesi gün ayrılacak olmamız beni üzüyordu. Sabah oldu ve gitme vaktiydi. Onu yolcu ettikten sonra eve döndüm ve uyudum. Artık yan yana değildik. O gidince bazı şeylerin farkına varmam daha kolay oldu. Son günlerde çok tartışmıştık. Özellikle benim sinirlerim çok gergindi. Acaba bazı değerlerimizi yitirmiş miydik? Ben onu çok daha fazla seviyordum, o da bana beni çok sevdiğini söylüyordu. O zaman sorun neydi? Sanırım sevgi her şeyi çözmeye yetmiyor. Ama sonuna kadar gideceğim.

5 Ocak 2007

Bölüm 35 - Bir Acı Kahve

İzmir’deki günlerim hızla geçiyordu. Evde olduğumda çoğunlukla canım sıkılıyor, yapacak bir şey bulamıyordum. Dışarı çıktığımda ise muhtemelen Buketle birlikte dolaşıyorduk. Her biri kendi içinde değişik ama yine de sıkıcı günlerimin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsine ona duyduğum özlem damgasını vuruyordu. O an nerede ya da ne yapıyor olduğum önemli değildi. Çünkü aklım hep onunla meşguldü. Bayram geçmiş, müdürüyle konuşmuştu. Birkaç gün içinde işten çıkabileceğini söylemiş ona. İzmit’e döndüğümde birkaç gün gecikmeli de olsa onu görebilecektim. Onu tanıdığımdan beri ayrı kaldığımız en uzun süreydi. Artık geçen bir gün değil, bir ana bile tahammülüm kalmamıştı. Biz ayrıyken zaman bu kadar yavaş akmamalıydı. Sanki biz birlikteyken hızlı aldığı adımlara güvenircesine, onsuz günlerim hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Kendimi hapishanede gibi hissediyordum bazen. Ben onun aşkına mahkûm olmuştum. Hem de müebbet. Hayatımın uç noktaları, uç düşünceler aklımda gidip geliyordu. En önemlisi kendimi sorguluyordum. Onun hakkında hissettiklerimi. Ona olan sevgim beslenen bir ateş gibi büyümeye devam ediyordu. Ateşi tek kontrol edebilen ondan başkası değildi. Öyle anlar oluyordu ki, yüreğim bir anda yangın yerine dönüyordu. Ona kavuşacak olduğumun sevinci, çoktan ondan ayrılınca duyacağım üzüntü tarafından mağlup edilmişti. O yanımda değilken kalbimdeki, kafamdaki O’nu seviyordum. Bazen gerçeğiyle içimdeki ters düşüyordu. İşte o zamanlar çok üzülüyordum. Kendimi ondan uzaklaşmış hissediyordum çünkü. İkimiz de birbirimizi bıraktığımız gibi değildik. Hiçbir zaman olmadık ki. Keşke eski yaşadıklarımıza geri dönebilseydik. Evet, belki çok daha güzel şeyler yaşayacaktık ama eskiye duyduğum hayranlık hiç bitmeyecekti. Yaşarken değerini anlayamadıklarımı, dışarıdan seyirci olarak izleyince ne kadar değerli olduklarını anlıyorum. Gözyaşlarım bile yorulmuştu artık. Onsuz ağlamak bile istemiyordum. Çünkü sıkılmıştım. Onsuz her şeyden sıkıldım. Tek dileğim ondan hiçbir zaman sıkılmamak. Tabi bunun tam tersini de diliyorum. Eğer bir gün benden sıkıldığını söylerse ne yaparım? Sanırım hiçbir şey yapamam, dayanamam. Bir gün gelip de “Demek ki dayanılıyormuş” demek yerine ölmeyi tercih ederim. Geride bıraktığımız yıla o damgasını vurmuştu. Ben bundan sonraki hayatıma damga vurmasını istiyorum. Uyurken başucunda oturup, onu izlemek istiyorum. Dizlerimde uyuyakaldığında hep öyle kalalım istiyorum. Sabah uyandığımızda ona en güzel kahvaltıyı hazırlamak istiyorum. Boncukçudan özenle alıp, ipe tek tek dizdiğim malzemelerden yaptığım kolyeyi taktığında hep beni hatırlamasını istiyorum. Yaz gecelerinde evimizin balkonunda oturup birlikte yıldızları seyredebilmek istiyorum. Ben, onu istiyorum.

29 Aralık 2006

Bölüm 34 - Romantizme Yolculuk

İzmir’e dönmüştüm. Hem bayram hem de yılbaşı için buradaydım. Zaten daha sonra da sınavlarım için İzmit’e geri dönecektim. Evde günlerim sıkıcı geçiyordu. Arkadaşım Buket’le dışarı çıktığımız günler kendimi iyi hissediyordum. Çünkü Buket’e O’ndan gönül rahatlığıyla bahsedebiliyordum. Onunla görüşebilme olanaklarımız değişmemişti. İnterneti hâlâ yoktu ve sadece telefonda konuşabiliyorduk. Bayramdan sonra işyerinden parasını alınca işten çıkıp yanıma, İzmit’e gelebileceğini söylüyordu. Eğer gelebilirse çok güzel olur. Çünkü bir ayı aşkın süredir birbirimizi göremiyorduk. Bundan daha uzun bir süredir de birlikte uyuyamıyorduk. Eğer o gelemezse ben sınavlarımdan sonra Antalya’ya gitmeyi düşünüyordum. Babam son Antalya gezimi öğrenmişti. Eve gelen banka kartı hesap özeti beni ele vermişti. Neyse ki pek bir şey demedi. Ama sınavlardan sonraki gezim için izin istediğimde sorun çıkartabilirdi. Onun yanımda olması dışında istediğim bir şey yoktu. Bu kadar uzun süre ayrı kalmaya alışık değildim. Onu başından beri ailemden biri olarak görüyordum. Annemi babamı nasıl inkâr edemezsem, onun da sevgilim olduğunu inkâr edemem diye düşündüm hep. Onsuz bir hayatım olacaksa, eminim dayanılmaz olur. Onu kollarıma aldığımda hiç bırakmak zorunda olmasam keşke. Dizime yatıp uykuya daldığında zaman dursa, sarılıp uyuduğumuzda rüyalarımızda sonsuza kadar birlikte olsak. Akan bir dere gibi, içimdeki heyecan hep şekil değiştiriyordu. Bazen kalbim hızlıca çarpıyor, bazen de eski günlerimiz aklıma geliyor mutlu oluyordum. Oradaydı, benimdi, onu tüm kalbimle hissediyordum. Az kalmıştı, hasret bitmeliydi.

19 Aralık 2006

Bölüm 33 - Günler Geçiyor

Buraya yazmaya başlarken tek ve sadece kendim için yazacağım demiştim. Çünkü yazmak bana mutluluk veriyordu. Anılarımı hatırlayarak mutlu oluyordum. Fakat şimdi burayı okuyanlar, sizler varsınız. İçimden geldikçe buraya yazmaya çalışıyorum. Ancak merak etmeden de duramıyorum. Acaba yazdıklarımı nasıl buluyorsunuz? Her birinizden az ya da çok bir şeyler okumak isterdim. O’nsuz geçirdiğim bu günlerimde kafam karmakarışık. Üzgün bir halde yaşamaya çalışıyorum, alıştım da. Onu tekrar kollarımda göreceğim günü iple çekiyorum. Ancak şöyle bir gerçek var ki o gün ne zaman gelecek bilmiyorum. Kendimce fırsatlar yaratabilmek istiyorum ama gücüm bir yer kadar yetiyor. Bazen hislerimi kelimelere dökmekte öyle zorlanıyorum ki. Tıpkı ona âşık olduğumu anladığımda hissettiklerim gibi. Ona olan sevgim sanki damarlarımdaki kan gibi tüm vücudumu dolaşıyordu. Her yerimde, her anımda onu hissediyordum. Her gece yatmadan önce dua ediyordum, hiç değilse rüyalarımda göreyim onu, kollarında uyuyayım diye. Sabah uyandığımda yüzümde bir gülümseme oluyordu. Çünkü onu görmüş oluyordum. Günlerim boş ve anlamsız geçerken, hayatımın tek anlamı, hayatım kendisi olan O, bana devam etme gücü veren tek varlıktı.

13 Aralık 2006

Bölüm 32 - Rüzgâra Karşı Koşarken

Doğum günümün üzerinden günler geçmişti. Annem bugün sabah gitti. Bense sınavlarımla uğraşıyorum. Annem buradayken yemek, bulaşık, temizlik derdim olmadı. Gerçi Onunla konuştuktan sonra annem hep “Kiminle konuşuyorsun bu kadar uzun?” diye sordu ama hep geçiştirdim. Annem gidince yalnızlığa alışmak zor geldi ilk başta. Annemi çok seviyordum ama bazı konularda değişmeyen fikirleri vardı. Okula gittiğim sırada dolabımı karıştırmış olabileceğinden de şüpheleniyorum. Gerçi bulmaması gereken her şeyi saklamıştım. Keşke anneme O’ndan bahsedebilseydim, o benim sevgilim diyebilseydim. Ailemden birinin bana destek verdiğini görmek çok iyi olurdu. Bu arada onunla görüşme olanaklarımız daha da azalmıştı. İnterneti kesilmişti bu yüzden sadece telefonla görüşebiliyorduk. Kontör dayanmıyordu tabi. Ayrı olmaya alışmıştım artık. Yaklaşık üç haftadır görmüyorduk birbirimizi. Aynı evde yaşadığımız, sayılı ama güzel günleri özledim. Sınavlarımın durumu berbatken bir de ayrılık acısı bende kafa bırakmıyordu. Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Nereye kadar böyle gidecekti ki? Bir yerden sonra bu durumu düzeltmeliydim. Derslerimden bahsediyorum. Kaçmak değil başarmak istiyorum. Beceremiyorum.

8 Aralık 2006

Bölüm 31 - Özel Bir Gün

Saatler tam gece yarısını gösterdiğinde telefonum çaldı. Arayan O’ydu. Tıpkı onun doğum gününde benim yaptığım gibi “İyi ki doğdun” melodisini söyleyerek kutladı beni. İlk ve en özel tebrikimi almıştım. Daha sonra sırayla arkadaşlarımdan mesajlar geldi. Sevinmiştim. Hatırlanmak güzeldi. Yatmadan önce O bir kez daha aradı. Annem evde olduğundan rahat konuşamıyordum ama yine de derdimi anlatabilecek kadar konuşabildik. Paket yolladığını ve içinde bir not olduğunu söyledi. Tahminlerim doğruydu. Anneme neler diyebileceğimden ona da bahsettim. En özel günümde yanımda olmasını o kadar çok isterdim ki. Bu sene böyle idare edeceğim artık. Bir süre bilgisayarda takıldıktan sonra yattım. Yarını iple çekiyordum. Uyandığımda annem kahvaltıyı hazırlamıştı. Kahvaltıdan sonra annem temizliğe başladı ben de ders çalışmaya. Ne de olsa yarın sınavlarım başlıyordu. İnsanın doğum gününde ders çalışmak zorunda olması kadar kötü bir şey var mı? Evet, var. Dünyalar kadar sevdiği, her şeyim dediği, onun için ölebileceği insanın yanında olmaması. Zaten kendimi bu duruma hazırladığımdan fazla da üzülmemiştim. En çok paketin ne zaman geleceğini, geldiğinde anneme ne diyeceğimi, içinden ne çıkacağını merak ediyordum. Bu stresle ders çalışmak imkânsızdı. Bir süre sonra bıraktım. Kalbim sabah uyandığımdan beri hızlı hızlı atıyordu. Bilgisayarın başında biraz zaman geçirmeye karar verdim. O kadar dalmıştım ki kapı çaldığında yerimden ok gibi fırladım. Neredeyse umudu kesmiştim çünkü hava kararmıştı. Annem kapıyı açmak için mutfaktan geliyordu ki “Ben açarım” dedim. Paketi aldıktan sonra annemin soru bombardımanı da başlamıştı. Geçiştirici şeyler söyledim neyse ki çok üstelemedi doğru düzgün bir cevap alabilmek için. Telefonda bel ölçümü sormuştu ben de pantolon alacağını düşünmüştüm. Hayır, küçücük bir kutuydu gelen. Heyecanım ve merakım daha da artmıştı. Ne olursa olsun açmalıydım. Lavaboya girip kapıyı kapattım. Açarken çıkacak bant sesleri duyulmasın diye musluğu açıp su dolduruyordum. Açtığımda gördüğüme inanamadım. Sağ gösterip sol vurmak diye buna denebilirdi. Aldığım en güzel hediyelerden biriydi bu. Hayır, ne olduğunu yazmayacağım ama emin olun süper bir şey! Geçen seneki doğum günü hediyemden (Yani Ondan!) sonra aldığım en güzel hediye diyebilirim. Heyecan içinde lavabodan çıktım ve paketi bir yere sakladım. Annem hiçbir şey sormadı. Akşam olduğunda birkaç arkadaşımdan daha tebrik mesajı geldi. Babamla internet üzerinden görüştüğümde ise bir şaşırtıcı haber de ondan duydum. O da bir paket göndermişti. İçinde ne olduğunu söylemedi. Sanırım yarın gelir. Heyecan doruktayken iş çıkışı saatinde O aradı. Gün içinde mesajlaşmıştık ve biraz morali bozuktu. Ancak konuşmamızda moralinin düzeldiğini söyledi. Keşke yanımda olabilseydi. Hiç değilse oralarda bir yerlerdeydi. Bunu bilmek bile beni mutlu ediyordu. Annemin gelmesine de henüz alışamamıştım. Değişik bir doğum günü geçiriyordum. Güzeldi, heyecanlıydı, iç gıdıklayıcıydı. Hayatımın unutamayacağım birkaç gününe bugün de eklenmişti.

7 Aralık 2006

Bölüm 30 - Hepsi Yalan

Günler hızla geçiyordu ama her gün kendi içinde çok karmaşık ve uzundu. Onunla bazen telefonda konuşuyorduk bazen de akşamları internet üzerinde konuşuyorduk. İş yerinde çok yoruluyordu. Üstelik aynı işi başka bir mağazada yapsa daha yüksek maaş alabileceğini öğrenmişti. Yılbaşına kadar çalışıp ayrılabileceğini söyledi telefonda. Çünkü ona söylenen çalışma saatlerinin dışına çıkılıyormuş. Bazen sabah erken, bazen de öğlen gidiyordu. Sabahları ben uyandırıyordum onu. Uyanması çok zor olsa da yine de kızamıyordum. Telefonu uykuluyken açtığında çok tatlı oluyordu. Onu uyandırdıktan sonra tekrar yatıyordum. Dün ise onu uyandırdıktan sonra arkadaşım Yasin'i almak için otogara gittim. Onu otogardan aldıktan sonra eve geldik. Dersim olmadığı için tüm gün evdeydik. Ertesi gün Edirne’ye gideceği için daha sonra biletini almak için çarşıya indik. Bu sabah ise gitti. Dönüşte de yanıma uğrayabileceğini söyledi. Onu yolcu ettikten sonra okula gittim. Dersteyken O’ndan mesaj geldi. Ev adresimi soruyordu. Gerçi geçen gün internette de yazmıştım. Nedenini biliyordum tabi ama içim kıpır kıpır olmuştu. Yarın doğum günümdü ve sanırım bir sürpriz yapacaktı. Eve geldikten sonra yemek yiyip, bilgisayarın başına oturdum. Oyun oynuyordum. Ev telefonum çaldı. Arayan babamdı. Normalde babam beni hiç aramazdı. Şaşırmıştım. “Annen bugün oraya geliyor” dedi. Şok olmuştum. Kafamda birden bir sürü soru işareti oluştu. Aslında sürpriz yapacaktı ama babam, bavulları olduğu için annemi otogardan almam gerektiğini söyledi. Evden çıkmam için bir buçuk saatim vardı. Hemen bilgisayarın başından kalktım. Duş aldıktan sonra bulaşıkları yıkadım ve etrafı topladım. O'nu tanıyan annemin sorabileceği tüm sorulara cevap arıyordum. Çünkü O’nu İzmit’te okuyor biliyordu. Onun hakkında bir şey sorduğunda neler diyebileceğimi düşündüm. Üstelik birkaç hafta önce Antalya'ya gittiğimden de haberi yoktu. Eve gelebilecek arkadaşlarımla konuşurken bile her şey ortaya çıkabilirdi. Çünkü arkadaşlarım O’nun Bursa’da okuduğunu ve şu an Antalya’da olduğunu biliyorlardı. Ayrıca diğer odadaki halıyı da O vermişti. Onu da soracaktı annem. Her şeyin cevabını düşündüm. O’nu sorarsa “Sınavları bitti, Antalya’ya döndü” diyecektim. Ancak en önemli soru şuydu. Yarın eve herhangi bir şey gelirse, ne diyecektim. Üstelik okula gitmem gerektiği için ben evde olmadığımda da gelebilirdi kargo. Gerçi ben evdeyken de gelse annem yine bin bir soru soracaktı. Buna da bir cevap düşünmüştüm. Bir şekilde gizlemeliyim ya da her şey ortaya çıkmasına göz yummalıyım. Bunları düşüne düşüne otogara gittim. Bu sırada O’na da mesaj attım ve annemin geliyor olduğunu söyledim. Otogarda biraz bekledikten sonra annemin de içinde olduğu otobüs geldi. Servise binip eve geldik. Yemek hazırlarken arkadaşım ders notu almaya geldi. Annemle selamlaştıktan sonra annem tekrar mutfağa döndü. Neyse ki arkadaşımda çok oturmadı. Şimdi ise annem içeride uzandı. Benimse yarın için heyecanım daha da arttı. Üstelik onunla da henüz konuşamamıştım. Bekliyordum. Acaba neler olacaktı?

4 Aralık 2006

Bölüm 29 - Meyve Salatası

Her sabah onu ben uyandırıyordum. Uykusu benim kadar hafif değildi. Bazen birkaç kez uzun uzun çaldıktan sonra açabiliyordu telefonu. Hem uyandığımda sesini duymak bana çok iyi geliyordu. İşine alışmış görünüyordu, tabi biraz daha zaman geçmeliydi. Sonuçta işe başlayalı daha bir hafta bile olmamıştı. Bense İzmit’e döndüğümden beri ev işleri dışında doğru düzgün bir şey yapmamıştım. Haftaya sınavlarım başlıyordu ama ders çalışmak içimden gelmiyordu her zaman olduğu gibi. Okula gidince belki tekrar hevesim yerine gelebilir diye düşünüyordum. Bu hafta arkadaşım Yasin İzmit’e gelecekti. Bir gün yanımda kalıp akrabalarının düğünü için Edirne’ye gidecekti. Her akşam yalnız uyumaya alışmıştım artık. Onsuzluk zor olsa bile bir süre böyle devam edeceği gerçeğini kabullenmiştim. Üzüntümün ve acımın yerini tatlı bir mutluluk almıştı bugün. Karamsarlığım terk etmişti beni. Birbirimizin değerini birbirimize uzak kaldığımızda anlıyorduk. Yan yanayken hiç olmayacak nedenlerden dolayı tartışıyorduk. Fakat birbirimizi özlemeye başladığımız an bunların hepsini unutuyorduk. Ne de olsa her ikimizden de birer tane yok muydu? Onun sayesinde insanları kırmanın ne kadar üzücü olabileceğini bir kez daha gördüm. Sokakta yan yana yürürken bile enerjisini hissedebiliyordum. Yanıma kalmaya geldiğinde onun her şeyinden ben sorumluymuşum gibi hissediyordum. Ne yemek istediğini her gün soruyordum. Bazen yemekleri o yapıyordu. Bir keresinde bana pizza bile yapmıştı. Ben hamuru açmayı göstermiştim. O kadar güzel olmuştu ki. Zaten önemli olan emekti. İçine sevgisini de katınca yaptığı hangi yemek güzel olmazdı ki? Benimle ilgilenmesi çok hoşuma gidiyordu. Arkadaşlarıyken bile arada bana dönüp benimle sohbet etmesi ya da beni sohbete dahil etmeye çalışması çok güzeldi. Çünkü genelde çekingen davranıyordum. Baş başa kaldığımızdaki çekingenliğim ise çoktan geçmişti. En ufak bir anda bile ona dokunuyordum. İçtiği sigara paketlerini, kullandığı saç sprey kutularını sakladım hep. Hatta İzmit-Bursa arası otobüs biletlerimizi bile özenle sıraya dizdim, onlar da dolabımda duruyor. En özeli ise, ilk görüşmemizde Bursa’ya dönerken bana otogardan aldığı sakızın paketi. Evet, çok saçma ve anlamsız gelebilir ama O aldı ya, bu bana yeter. Bilgisayarda oyun oynadığı zamanlar ev içinde kendime işler bulurdum. Ortalığı toplar, bulaşıkları yıkardım. Bir keresinde kek yapmıştım. Oyun oynamayı bıraktığında keki görmüş ve şaşırmıştı. Onu mutlu edebilecek her şeyi yapmaya hazırdım. İş ortamında neler yaşadığını göremesem de çok yorulduğunu anlayabiliyordum. Haftada bir gün izin günü vardı. Şehirlerimiz yakın olsaydı tüm gün boyunca onunla olabilmek isterdim. Birlikte gezip sinemaya gitmek, denizde yüzmek, trambolinde zıplamak, oyun oynamak, uyumak, yemek yemek. Onunla yaptığım her şeyi özlemiştim. Fakat zaman yine su gibi geçecek ve kendimi onun yanında bulacaktım. Hava olabildiğine güneşli, etraf cıvıl cıvıldı, kendimi ilkbahar aylarında gibi hissediyordum. Güzel günler bizi bekliyordu.

3 Aralık 2006

Bölüm 28 - Su Birikintisi

Zamanı dondurabilmek mümkün olsaydı neler olurdu? Hayat olmazdı. Onu tanıdıktan sonra bazı kavramların farklı anlamları da olduğunu öğrendim. Mesela geçmişte yaptığım hataları bugünkü aklım olsa yapar mıydım? Bazılarını evet, bazılarını hayır. Onunla tanışmamış olsaydım hayatımda neler olurdu? Sanırım hâlâ vücudumun istekleri için koşuyor olurdum. O bana bir insana nasıl bağlanılması gerektiğini öğretti. Paylaşmanın ne demek olduğunu, karşı tarafı mutlu edebilmek için bazı şeylerden vazgeçmek gerektiğini, isteklerini ertelemenin sonuçlarının bazen çok iyi olduğunu. Hayatını değiştirecek kararlar verirken önce kendini düşünür insan ama bu sefer düşünülecek sadece kendim değildim. Artık her hareketimde “Acaba o bu davranışıma ne der” diye düşünmeden edemiyordum. Yoğun iş temposu nedeniyle görüşebilme olanaklarımız iyice azalmıştı. İşten çıktığında telefonla konuştuk. Gün içinde yaptıklarını öyle heyecanla anlatıyordu ki. Can kulağıyla dinliyordum hepsini. Bir an için karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi hissettim. Uzaktık belki ama birbirimizi hâlâ çok iyi anlayabiliyorduk. Zamanla kaybolan bağlar bizde sanki sıkıcasına bağlanmış gibiydi. Bir dahaki görüşmemizin ne zaman olacağını bilmemek artık beni o kadar üzmüyordu. Zaman her şeyi gösterecekti ne de olsa. Eskiden bir günümüzü bile telefonla konuşmadan geçirmezdik. Bazen uzun uzun konuşurduk. Eski günleri özlemenin yanı sıra ileriki günlerimizde neler yaşayacağımızı hayal edemeden duramıyordum. Sanki denize açılmış bir sandal gibi, karadan uzaklaştıkça ileriyi görüyordum ancak arkama bakınca da her şey yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Dünyayı tozpembe görmüyordum artık, her an her şey olabilirdi ama önemli olan bunlara kendini önceden hazırlamış olmandı. Telefonu kapatırken “Seni seviyorum” demesi o kadar hoşuma gidiyordu ki. Her zaman pozitif düşünmeye çalıştım, üzüntülerimi sıkıntılarımı ona yansıtmamaya çalıştım ama çoğu zaman başarılı olamadım. Çünkü beni çok iyi tanıyordu. En ufak bir açığımda beni soru yağmuruna tutuyordu. Eski günlerimizin geri gelmeyeceğini biliyordum. Sorun değildi çünkü ikimiz birbirimiz için var olduktan sonra nerede olursak olalım o an yaşadıklarımızı hep hatırlayacaktım. Günlerimiz birbirimizden uzakta geçerken aslında kimsenin bilmediği bir şey vardı. Onu her gün görüyordum aslında. Gözümü kapatmam yeterliydi.

2 Aralık 2006

Bölüm 27 - Uçurumun Kenarında

İzmit’e döndüğümde uzun süreden beri yanına gitmek için söz verdiğim arkadaşım Yasin’in yanına gidecektim. 4–5 gün kalıp geri dönecektim. Bunun için okulu asmam gerekiyordu çünkü ailesiyle birlikte Tokat-Niksar’da yaşıyordu. Aslında bu gezinin planlarını çok önceden yapmıştım ancak hayatıma O’nun girmesiyle birlikte her şey değişmişti. O da benimle gelecekti ama son aylarda onun işe girme durumu ortaya çıkınca bu kararından vazgeçmişti. Niksar’a vardığımda Yasin ve babası beni karşıladılar. Küçük bir yerdi o yüzden yapacak pek bir şeyimiz olmuyordu. Genelde evde oturuyorduk. Bu arada O’nun bir giyim mağazasına yaptığı iş başvurusu kabul edilmişti ve hafta başı görüşmeye çağırılmıştı. Niksar’dan İzmit’e döndüğüm gün, işe başladı. Hayatımızın değiştiğini gözlerimle de görebiliyordum artık. Çalışma koşulları uygun olmadığından telefonla görüşmemiz bile zora girmişti. Sadece öğlen tatili ve iş çıkışlarında görüşebiliyorduk. Birlikte yaptığımız planlar da suya düşmüştü. Okulumun tatil olduğu sürede görüşmek için plan yapmıştık. Ancak artık onun Antalya’dan ayrılabilme olanağı yoktu. Sorun sadece bu değildi tabi. Ben Antalya’ya gittiğimde de sınırlı bir süre içinde görüşebilecektik. İş hayatına girmiş olması onun günlük alışkanlıklarını da değiştirebilirdi. Onu koruma içgüdülerim isyan ediyordu sanki. Onu bu kadar fazla sahiplenmiş olmam canımın yanmasına neden oluyordu. Yapmasını istemediğim şeyleri yapmaktan söz ediyordu ve bu da sinirlerimi bozuyordu. O orada hayatın gerçekleriyle boğuşurken, ben buradaki küçük dünyamda kafamda türlü senaryolar kuruyordum. Çözüm yollarım kapanmıştı, okulum bile sanki beni bağlıyor gibiydi. Onu çalışırken görmek, her gün neler yaptığını izlemek, yeni arkadaşlarının nasıl insanlar olduğunu öğrenmek istiyordum. Onu uzun bir süre göremeyecek olma düşüncesine kendimi alıştırmaya çalışıyordum. Çünkü okulum tatile girmeden onun yanına gidebilme fırsatım yoktu. Sınavlarım bittiğinde araya yılbaşı ve bayram giriyor, sonra tekrar sınavlarım başlıyordu. Onu kontrol edebilme isteğimden kurtulmazsam başıma bela olacaktı. Belki de onu hiçbir şeyin üzmesini istemediğim için böyle bir savunma sistemi oluşturmuştum. Bazen yaptığı şeyler beni üzse bile sesimi çıkartmıyordum. Tanışma yıldönümümüze çok kısa bir süre kalmışken, geriye dönüp baktığımda ne kadar çok durumla karşı karşıya kaldığımıza bir kez daha şahit oldum. Bu bir sene içinde hayatıma onun girmesi dışında değişen bir şey olmamasına karşın, onun hayatı tamamen değişmişti. Okulunu bitirmiş ve bir süre boşlukta kaldıktan sonra nihayet işe girip iş hayatına atılabilmişti. Eski günlerimizi çok özlüyordum. Keşke yine Bursa’da olsaydı. Her hafta sonu yanına giderdim. Onsuzluğun ne demek olduğunu bu günlerde daha iyi anlıyordum. En çok da olaylara müdahale edememem sıkıntıya sokuyordu beni. Onunla baş başa yaşadığımız, bizi kimsenin rahatsız etmediği, her sabah uyandığımda onu yanımda bulacağım ev hayali çok uzaklarda görünüyordu. Onun kafamdaki görüntüsünün değişmesine katlanamıyordum ama bazen aklıma hiç gelmeyecek şekilde davranabiliyordu. Onu kaybetmek istemiyordum ve bunun için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım. Kendimi çoktan feda etmiştim. Eskiye göre daha sorumsuz olmuştum bazı konularda. Sadece onun mutluluğuyla mutlu olabiliyordum. Kendi kendimi tedavi etmeye çalışıyordum ama başaramıyordum. Bazı saplantılarımdan kurtulmak imkânsızdı. Doktorum oydu ama tedavimiz aksıyordu. Bu dönemde daha kötü olmamak için çoğu şeyden vazgeçmiştim. Okuluma hiçbir zaman gereken önemi gösterememiştim. Şimdi ise neredeyse umurumda değildi. Sorun sadece onsuzluk muydu? Bilmiyordum. Tek bildiğim iyi olmadığımdı.

30 Kasım 2006

Bölüm 26 - Hayallerini Yakala

Uyanma vakti gelmişti. Bertan bizi kahvaltıya bekliyordu. Erkenden hazırlanıp çıktık. Buradaki son saatlerimi geçirdiğimi bildiğimden her saniyenin tadını çıkartmak istiyordum. Hep bana “Seni kollarımın arasında sıkıca sarıp, kalbimin içine sokmak istiyorum” derdi. Keşke hep orada kalabilseydim. Gerçekler bazen kabul edilemeyecek kadar acıydı fakat bugüne kadar yaşadıklarımız da gerçeğin bir parçasıydı ve zaman bile değiştiremezdi artık onları. Ayrıyken bizi ayakta tutan şeylerden biri de bu olmalıydı. Çok güzel bir kahvaltıdan sonra Bertan’ların evinde bir süre takıldık. Aslında ikimiz de rahat duramıyorduk ama en fazla birbirimizin elini tutabilmiştik. Daha sonra çantamı hazırlamak için o’nun evine geri döndük. Hazırlanıp evden çıkmadan önce, güle güle öpücüğü verdik birbirimize. Keşke birlikte uyuyabilme fırsatımız da olsaydı. Yanındaydım ama dokunamıyordum, görüyordum ama öpemiyordum. Biliyordum, delice seviyordum. İşte buna kimse karışamazdı. Bunu bilmek, yapamadığın şeyler için dayanma gücü veriyordu insana. Evden çıktık ve Bertan’ı aldık. Mete de geliyordu beni uğurlamaya. Dolmuşa binip Mete’yle buluşacağımız yere geldik. Birkaç dakika sonra o da bize katıldı ve otogara doğru yürümeye başladık. Sanki herkeste bir hüzün vardı ya da bana öyle geliyordu. O an uzansam dokunabileceğim uzaklıkta olduklarımı kim bilir bir daha ne zaman görecektim. O’nun İzmit’e gelmesi çok zordu artık. Bir sürü iş başvurusu yapmıştı ve içlerinden birinde mutlaka çalışmaya başlayacaktı. Bertan ve Mete’nin ise okulları olduğu için İzmit’e gelme gibi bir olasılıkları hiç olmamıştı. Tek çare tekrar Antalya’ya gitmemdi. İlk fırsatta gidecektim zaten. Sorun ise o fırsatın ne zaman karşıma çıkacağını bilmememdi. Ondan ayrıldığımda sanki üzerime giydiğim ve beni her şeyden koruyan pelerinimi çıkartıyordum. Küçücük şeyler bile beni incitebiliyordu. Aniden sinirlenebiliyor, hemen moralim bozuluyordu. Çoğu zaman gün içinde onunla konuşmadığım zamanlar, yapacağım işlere odaklanamıyordum. Geri dönmek istemiyordum. Otobüse binme vaktim geldiğinde hepsiyle tek tek vedalaştım. En üzüntülü anımda arkadaşlarımın da yanımda olması kendimi biraz da olsa iyi hissetmemi sağlamıştı. Otobüs hareket ederken dönüp uzun süre el salladım. Gidiyordum, inanamıyorum. Yaşadıklarımız bir toz bulutu gibi kafamda dolaşıyordu. Aklıma birdenbire gelen her ayrıntı, vücuduma saplanan küçük oklar gibiydi. Bir daha görüşene kadar onu sadece rüyalarımda görmekle yetinecektim. Gözlerimi kapattım ama gözyaşlarım sınır tanımıyordu. Artık kimseden çekinmiyordum. Sessiz bir şekilde uzun süre ağladım. Neden hep üzülüyorduk? Onunla geçirdiğim günlerin değil, onsuz olduğum günlerin sayılı olmasını istiyordum artık. Ayrılığın ilacı aslında bende gizliydi. Kalbimde onun bana olan tüm sevgisini hissedebiliyordum. Gözümü kapatıp elimi uzattığımda beni yakalayıp hayal dünyasına çekiyordu. Orada istediğim kadar kalabiliyordum. Ne geri dönmem gerekiyordu ne de ondan ayrılmak zorunda kalıyordum. Dilediğim kadar öpüyordum, onunla birlikte uyuyordum. Bu sefer hayal dünyam bile sular altında kalmıştı. Üzüntüm hiç olmadığı kadar büyüktü. Ona olan sevgim arttıkça, ayrıldığımda duyduğum üzüntü de artıyordu. İkimiz de bir labirentin içindeydik ve çıkış yolunu bulamıyorduk. Aşkımız çözümsüzdü çünkü birbirimize düğümlenmiştik.

Bölüm 25 - Küçük Bir Dokunuş

Ertesi gün geldiğinde, onunla tanıştığımızdan beri hiç yapamadığımız bir şeyi yapacaktık. Sinemaya gitmek. Evet, baş başa bir sürü film seyretmiştik ama sinemada izlemenin tadı ayrıydı. Mete bugün bizimle olamayacaktı, Bertan’ı aradığımda ise bize sinemadan sonra katılmak istediğini söyledi. Hazırlanıp çıktık. Evlerinin yakınında bulunan alışveriş merkezine geldik. Seanslara baktığımızda daha zamanımızın olduğunu gördük ve bir şeyler yedik. Onunla birlikteyken kendimi tamamlanmış hissediyordum. Ona göre daha çekingendim. Konuşkan olan o, sessiz olan bendim. Belki de bu sessizliğim duygularımdan kaynaklanıyordu. Onu her an sevmek, her an elini tutmak isterken, kurabileceğim yanlış bir cümle aramızda buz dağları oluşmasına neden olabiliyordu. Bunun nedeni sözlerimin bazen çok keskin olmasıydı. Neden bilmiyorum ama sanırım söylemek istediğimi dolaylı değil de direk söylediğim için başıma geliyordu her şey. Onu kırdığımda içimde fırtınalar kopuyordu. Bazen hiç düşünmeden kurduğum cümleler onu yaralıyor, daha sonra bu yaralar git gide büyüyerek kapanması zor bir hal alıyordu. Onu hiçbir şeyin üzmesine izin vermek istemezken, günün sonunda benim yüzümden ağlıyorsa, daha ne kadar kötü hissedebilirdim ki? Canımdı o benim, çok farklıydık ama bir o kadar da ortak yönümüz vardı. İkimizin de ilgiye fazlasıyla ihtiyacı vardı ve ben her koşulda ona olan ilgimi dile getiriyordum. Baş başa olmamız nedeniyle düşünmeye daha fazla vaktim olmuştu. Mutluydum, onunlaydım. Sinemaya girdiğimizde filmin başından sonuna kadar hiç olmadığım kadar heyecanlıydım. Bizden başka birkaç kişi daha vardı ama yine de elini tutabilme fırsatım olmuştu. Herkesin ortasında seni seviyorum diye bağırabilecek kadar cesaretim var mıydı? Yalnızken yapabileceğimizin çoğu şeyi toplum içinde yapmak çok daha heyecanlı geliyordu insana. Ne gerek vardı ki? Birbirimizi sevdiğimizi bizi tanımayanların bilmesine ne gerek vardı? Filmden çıktığımızda sanki şoka uğramış gibiydim. Filmin duygusallığı, ondan ayrılacak olmamın üzüntüsüyle birleşip beni bir balyoz darbesi gibi yıkmıştı adeta. Keşke hiç bitmeseydi film. Hep içeride kalsaydık, sonsuza kadar, o ve ben. Eve dönerken yolda gözyaşlarıma zor hâkim oldum. Onun yanında bile ağlamaya çekinen ben, şimdi sokak ortasında mı ağlayacaktım? Kendimi tuttum, zordu ama içimde biriken gözyaşlarım er ya da geç dışarı açılacaktı. Sadece şu an doğru zaman değildi. Bertan’a sinemadan çıktığımızı haber verdim fakat uygun olmadığını ve yarın görüşebileceğimiz söyledi. Bunun üzerine eve döndük. Bilgisayarda zamanımı geçirirken o da spora gidip geldi. Bu gece son gecemdi. Gerçeği bilmeme rağmen sanki oradan hiç gitmeyecekmişim gibi alıştırmıştım kendimi o eve. İçimde yanan alevleri söndürmek için artık çok geçti. Canım yanıyordu. Daha fazla dayanamayıp yattım. Bilgisayarda takıldıktan sonra yanıma geleceğini söyledi. Gece uyandığımda yine yanımdaydı. Arkamdan belime sarılmış, ellerimi tutuyordu. “Yüzünü dönme, bu şekilde biraz yatalım” dedi. O şekilde ne kadar durduk bilmiyorum ama sanki uçurumdan düşecekken koşarak yanıma gelip beni kurtarmış gibi hissediyordum. İçimde ona karşı hissettiğim tüm duygular doruk noktasındaydı o an. Birbirimizi öptükten sonra yatmak için kendi yatağına geçti. Kendimi daha fazla tutamayıp ağlamaya başladım. Fark etmişti. O ne kadar istemese de bunu yapmalıydım yoksa delirecektim. Çıkarıp atmalıydım bu üzüntüyü içimden. Ne güzel günler geçirmiştik, mutlaka bitecekti ama geride kalan anılardan daha güzel ne olabilirdi? Dayanamayıp o da ağlamaya başladı. Sustuk. Ellerine son bir kez dokunup uykuya daldım.

26 Kasım 2006

Bölüm 24 - Işıklar Sönmeden

Evlerinin önüne geldiğimde ona haber verdim. Yine odasına geçtik ve bilgisayarda bir süre takıldık. Odada baş başa kalabiliyorduk o yüzden fırsat oldukça birbirimize küçük öpücükler veriyorduk. Elini tutmak bile yetiyordu. Yan yanayken o anların değerini bilemiyordum. Zaten çabucak geçiyordu zaman. Bir süre sonra Bertan geldi ve hazırlandıktan sonra dışarı çıktık. Mete’yle buluşacaktık. Hem arkadaşlarımla hem de onunla birlikte olduğum için çok mutluydum. Aramızda görünmeyen bir bağ vardı ve nerede olursam olayım onu hissedebiliyordum. Yanındayken de bu bağ iyice kuvvetleniyor ve en ufak sıkıntısını, üzüntüsünü bile hissedebiliyordum. O gün akşama kadar birlikte yemek yedik, cafede oturup oyun oynadık, şehirde dolaştık. Rüya gibiydi çünkü o an yaşadıklarımı normalde hayal bile edemezdim. Belki yapıklarımız diğer insanlara sıradan gelebilir ama içinde o varsa her şey bana güzel geliyordu. Hayatıma birden girip vazgeçilmezim olmuştu. Onunla tanışmamın üstünden uzun süre geçmişti ve onu eskiye göre çok daha iyi tanıyordum. Bazı durumlarda ne tepki göstereceğini önceden kestirebiliyordum. Yine de çok fazla bilmediğim yönleri de vardı. Yalnızken aklından geçen düşünceleri merak ediyordum. Kendini kötü hissettiğinde ne düşünüyordu? O benim hayatım olmuştu artık, kendime gösterdiğim özenden daha fazlasını hak ediyordu. Bir çiçek gibi narindi aslında. Geçmişte onu inciten çok şey yaşamıştı. Bunların çoğunu bilmiyordum belki ama yine de kahroluyordum. Keşke onu daha önce tanıyabilseydim. Bu düşünceler içindeydim her zaman. Günümüzün sonlarına yaklaşırken spora gitmek için bizden ayrıldı. Ben, Mete ve Bertan dolaşmaya devam ettik. Arkadaşlarımla birlikteyken çok güzel vakit geçiriyordum ama onun eksikliğini her zaman hissediyordum. Eve döndüğümde o da yeni geliyordu. Arkadaşı Ahmet geldi ve birlikte yemeğe gittik. Sanki hep kendini çekiyor gibiydi. Kafası birçok sorunla dolu gibi geliyordu. Bana anlatmadığı dertleri olduğundan bile şüphelenmiştim. Onu alıp başka hiç kimsenin olmadığı bir yere kaçmak isterdim. Sadece o ve ben. Çünkü ayrı olmamızın haricinde ikimizi de üzen daha birçok şey vardı. Üstelik bunların çoğu müdahale edemeyeceğimiz olaylardı. Zaman akıyordu ve gideceği yere şekil veremiyorduk. Bugün birlikteydik peki ama ya yarın? Geleceği düşünmeden günü yaşamak en iyisiydi aslında ama onun hep yanımda olmasını istiyordum ve ister istemez insanı kaygılandıran düşünceler oluyordu. Kafamda kırk tilki dolaşıyordu ama hiçbirinin kuyruğu birbirine değmiyordu. Günün ne kadar yoğun ve yorucu geçtiğini yatağa uzandığımda anladım. Hayatımdaki “en”lerden birisini bugün yaşadım. En heyecanlı, en yorucu, en düşündürücü ve en mutlu…

23 Kasım 2006

Bölüm 23 - Plansız Planlar

Birlikte bir dolmuşa binip evlerine gittik. Bugüne kadar kalbimde yaşıyordu, geceleri onu yanımda hissederek uyuyordum, her kalp atışımda sanki gözleri üzerimdeydi. Hep düşünürdüm, şimdi ne yapmamı isterdi diye. Çoğu kez ağlamaktan bu şekilde kurtulmuştum. Çünkü o üzülmemi hiç istemezdi. Ben de onun tabi ki. O ulaşılamaz bir biçimde kalbinin derinliklerine sakladığın, kimsenin çekip alamayacağı kadar sıkı bağlarla başladığın kişi şimdi yanındaydı. Bu gerçeği bu kadar uzun süre ayrı kaldıktan sonra kabullenmek zor geliyordu. Evlerine gittik ve odasına geçtik. Evdeki misafirlerin sesi duyuluyordu. ”Yorgunsun, istersen biraz dinlen” dedi. Öğlen arkadaşım Mete’yle buluşacaktık. Geceden beri uykusuz olduğum için, yattım. Onun yatağında uyumak o kadar güzeldi ki. Ona ait her şeyi görmek beni mutlu ediyordu. Ben de ona aittim. O zaman hep mutlu olmalıydım. Uyandığımda, onun da uyuyor olduğunu gördüm. Hazırlanmamız gerektiğini söyledim. Hazırlanıp çıktık. Bir alışveriş merkezinde buluşacaktık Mete’yle. Alışveriş merkezinde biraz dolaştıktan sonra Mete geldi ve bir cafeye oturup bir şeyler yedik. Her gün internetten yazıştığım, birçok sırrımı paylaştığım, beni sınıftaki arkadaşlarımdan bile daha iyi tanıyan dostum şimdi yanımdaydı. Üstelik O’nunla da iyi anlaşmaları çok hoşuma gidiyordu. Biraz dolaştıktan sonra Elif’e randevu verdiğimiz yere doğru yola çıktık. Elif ve kocası gelmeden önce Bertan gelebilirse, onunla da görüşecektik. Ne yazık ki Bertan gelmeden gitmek zorunda kaldım. Ona ve Mete’ye veda ederek Elif ve kocasının yanına gittim. Biraz dolaşıp bir yerde yemek yedikten sonra evlerine gittik. Kocasıyla pek muhabbetim yoktu belki ama iyi bir insandı. Beni evlerine kabul ettikleri için minnettardım. Biraz televizyon izledikten sonra onlar uyumak için odalarına geçtiler. Ben de sabah erken kalkacağım için yattım. Yatınca ilk düşündüğüm yalnızlıktı. Evet, Antalya’daydım ama yine ondan ayrıydım. Nasıl bir kaderdi bu böyle? Hayat acımasızdı ve hayal kurmama bile izin vermiyordu. Çünkü hayali gerçek olmadığında insanın içi acıyordu. Hayalimde onunla yaşadığım bir ev, her sabah uyandığımda onu yanımda bulmak vardı. Bu hayalimin gerçek olması için her şeyimi verirdim. Ona sarılıp uyumak kadar beni rahatlatan başka bir şey yoktu. Kendimi güvende hissetmek, uyurken huzurlu olmak, hiçbir şeyden korkmamak. Bunları bana o öğretmişti. Hayatlarımız birdi artık ve ben diğer yarım olmadan hayatta kalamıyordum. Gözlerimden yaşlar süzülürken ona mesaj yazdım. Acaba o da benim hissettiklerimi hissediyor muydu? Çoğu zaman onun hislerini göz ardı etmiştim. O da en az benim kadar üzülüyordu, benim kadar acı çekiyordu. Belki de daha fazla. Sonuç olarak birbirimizin acısını hafifletmekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktu. Bu düşünceler içinde uykuya daldım. Sabah uyanınca kahvaltı yaptık. Sonra Elif ve kocasıyla şehir merkezine kadar geldik ve orada ayrıldık. Onların evine gidecektim ve nasıl gideceğimi daha önceki gelişimde öğrenmiştim. Dolmuşa binip onlara giderken sanki dün hiç onunla beraber değilmişim gibi hissettim. Keşke ben de bu şehirde yaşasaydım.

Bölüm 22 - Ucu Gözüken Tünel

Her şey birdenbire oldu. Kalacak yer bile ayarlamamıştım. Evlerinde misafir olduğu için ilk iki gün onlarda kalamayacaktım. Ortaokul ve liseden samimi arkadaşım Elif evlenmişti ve Antalya’da oturuyordu. Onlarda kalmaya karar verdim. Elif’e sorduğumda da kabul etti. Böylece bu sorunu halletmiştim. Hareket günüm geldiğinde içimde önceden hiç hissetmediğim bir heyecan vardı. Çantamı hazırlarken birkaç saat içinde beni neler bekleyeceğini bilmiyordum. Otobüse bindim ve bundan sonra her şey yeni başlıyordu benim için. Bugün onunla görüşeli bir ay olmuştu. Ayrı kalmak mı zordu yoksa ne zaman kavuşacağını bilmemek mi? Bilmiyordum. Bu soruları bir süreliğine kafamdan çıkartıp attım. Ne de olsa onun yanına gidiyordum. Güzel şeyler düşünmeye çalıştım. Neler yapabileceğimizi. Üstelik Antalya’daki arkadaşlarımı da görecektim. İçimde bir ilkokul öğrencisinin ilk karne heyecanı gibi bir heyecan vardı. Sanki bir an önce onu karşımda görmek istiyordum. Gözümü kapattım ve onu hayal ederek uykuya daldım. Uyandığımda sabah oluyordu. Güneşin ışıkları gökyüzünü aydınlatmaya başlamıştı. Birden otobüste olduğumu hatırladım. Yol ne uzunmuş meğerse. Sabretmek neden bu kadar zor? Güzel günler beni bekliyordu ve biliyordum ki güzel günler çabuk geçer. Bu kadar uzun süre onu görmemiş olmak insanın içini burkuyordu. Oysaki ağzından çıkan her kelimeyi duymak isterdim. Bir anım bile onsuz geçsin istemezken koskoca bir ay ayrıydık. Neler değişmişti bu süre içinde? Bilmiyorum. Tek bildiğim daha fazla dayanma gücümün kalmadığıydı. Bu yolculuk şarttı. Otobüsten inip servise bindiğimde onu aradım. İneceğim yerde karşılayacaktı beni. Düşününce aslında zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anladım. Otobüs yolcuğu bile kısa gözükmüştü gözüme birden. Onu beklerkenki sürenin çok daha az olmasına rağmen zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Servisten indim ve konuştuk. Birkaç dakika içinde gelecekti. Neydi bu hissettiğim duygu? Biraz heyecan, biraz merak, biraz karamsarlık ve fazlasıyla özlemdi. Onu kamerada bile çok az görebilmiştim. En sonunda geldi. Zayıflamıştı. Şimdi ise gerçeği bana doğru yaklaşıyordu. Sarıldık, sıkıca sarıldık. Özlem bitmişti. Kafam meşgul değildi artık. O yanımdaydı ya başka hiçbir şey umurumda değildi. Zaman yavaş geçmiş hızlı geçmiş ne fark eder.

14 Kasım 2006

Bölüm 21 - Yeterince Beklemedim Mi?

Antalya’ya döndüğü günün sabahında ben de İzmir’e döndüm. Bayram tatili gelmişti ve onun gitmesinin hemen ardından eve dönmem iyi de olmuştu aslında. En azından günlerdir birlikte yattığımız yatakta yatmamıştım o gece. İzmir’deyken duygularım şekil değiştiriyordu sanki. Ailemin yanında olduğum için mutluydum, Buket’le her gün dışarı çıkabildiğim için canım sıkılmıyordu, annem ve ağabeyimle sohbet imkânım oluyordu. Değişmeyen tek duygum ona olan özlemimdi. Çünkü İzmir’de olsam bile onu yine aynı yoğunlukla özlüyordum. İstersem arkadaşlarımla bir cafede oturuyor ve çok güzel vakit geçiriyor olayım yine de hep bir tarafım onu düşünmekle meşgul oluyordu. Bayramın ilk gününe yaklaşırken zamanımın çoğunu evde geçiriyor, akşama doğru da dışarı çıkıyordum. Günler böyle geçerken bayram geldi ve ilk gün klasik bayram ziyaretlerimiz bittiğinde evde misafirleri ağırladık. Bugüne kadar bütün bayramları ailemle birlikte geçirmiştim. Acaba onunla birlikte ne zaman bir bayram geçirebilecektim? Sanırım zaman çoğu sorunun yanıtını ortaya çıkartacaktı. Sabırlı olmak çoğu zaman zor geliyordu insana ama buna mecburdu da yoksa birçok problemin üstesinden gelmek çok zor bir hal alırdı. Bayram gelip geçti ve İzmit’e dönme vakti gelmişti. Onunla ne zaman görüşeceğimiz belirsizdi. Çünkü vizelerim başlayacaktı o yüzden bir yere gitmem imkânsızdı. Onun gelmesi de zordu. İş başvurusu yapmıştı ve cevap bekliyordu. Bursa’da okuduğu sırada görüşmemiz ne kadar da kolaymış diye düşünüyordum hep. Şimdi ise görüşebilme fırsatını ben yaratabilirdim. Vizelerimin olduğu hafta çok sıkıntılı geçti. Bir yandan ders stresi bir yandan ayrılık acısı, çekilecek gibi değildi. İnternetten tanıştığım yakın bir dostum olan Bertan’la O, bir gün buluştular. İlk kez yüz yüze görüşüyorlardı ve ben henüz Bertan’la yüz yüze görüşememiştim. Buluşmalarına çok sevinmiştim çünkü bu günlerde O’nun da morali bozuktu. Ben ise o üzüldükçe daha da kahroluyordum. Aramızdaki mesafe bu kadar olmasa beni burada kim tutabilirdi? Zaten bu düşünce kafama tak etmişti artık ve hafta sonu Antalya’ya gitmeye karar verdim.

10 Kasım 2006

Bölüm 20 - Güle Güle Sevgilim

Ertesi gün İzmit’e döndüm. Okulum açılmıştı. Yine tek başıma kaldığım günlerim başlamıştı. Geriye dönüp bakınca Antalya gezim tamamen bir rüya gibi geliyordu. Sanki hiç olmamıştı. Hayat tüm acımasızlığıyla devam ediyordu ve yine bizi birbirimizden ayırmıştı. Ne zaman hiç ayrılmayacaktık? Her sabah uyandığımda onu yanımda göremeyecek miydim? Bu sorular daha uzun bir süre cevapsız kalacaktı. Tam ona alıştım derken bir de bakıyordum yine yalnızdım. Yalnızlığa alışmak çok zordu. Özellikle onunla bu kadar şey yaşadıktan sonra her an aklıma geliyordu eski günlerimiz. Bazı günler çok az konuşabiliyorduk, bazen kamerada birbirimizi görüyorduk. Onu çekip alabilmek isterdim monitörden. Bir kere dokunabilmek için her şeyimi verirdim. Yalnızken zaman çok zor geçiyordu. Bazen o kadar kötü hissediyordum ki, gece yattığımda rüyamda onu görebilmek için dua ediyordum. En çok uyurken mutluydum çünkü kafamda hiçbir sorun kalmıyordu. Gözümü kapatıyor ve onun yanımda olduğunu hayal ediyordum. Uyandığımda onu yanımda göremeyince içim burkulsa da alışmıştım artık onsuz yaşamaya. Bir gün yanıma geleceğini söyledi. Bursa’ya diplomasını almaya gelecekti ancak Bursa'ya gitmeden önce İzmit'e, benim yanıma gelecekti. Çok sevinmiştim. Birbirimizi geçmiş zamanlara göre daha iyi tanıyorduk artık. Hangi yemekleri sevdiğini, gününü nasıl geçirdiğini, hoşlanmadığı şeyleri hemen hemen öğrenmiştim. İzmit'e geleli bir hafta olmuştu ve zaman çok çabuk geçti yine. Okula gidip geliyordum, o da evde takılıyordu. Geceleri yine film izliyorduk. Günlerimiz hızla geçti ve artık Bursa’ya gitmesi gerekiyordu. Fazla üzülmemiştim ne de olsa tekrar geri dönecekti. Birkaç gün sonra okuldan geldiğim sırada birden kapı çaldı. Açtığımda karşımdaydı. Evet, bir iki gün içinde bekliyordum gelmesini ama ne zaman geleceğini haber vermediği için şaşırmıştım O'nu karşımda görünce. Onunla bugüne kadar birçok duyguyu paylaşmıştık. Birlikte sevinip birlikte üzüldük. Her sıkıntısında yanında olmaya çalıştım. Eğer yan yana değilsek de destek olabileceğim kadar oluyordum. Antalya’ya geri dönme zamanı geldiğinde bana “Bu sefer ağlama, bir kere de mutlu ayrılalım” dedi. Kararlıydım, ağlamayacaktım. Çünkü bunu O istiyordu. Birbirimize sarıldık ve otobüse bindi. Otobüs otogardan çıkana kadar onu izledim. Bu onu bugüne kadarki son görüşümdü.

9 Kasım 2006

Bölüm 19 - Durun! İnmek İstiyorum

Sabah uyandığımda o hâlâ uyuyordu. Kahvaltı için onun uyanmasını bekliyordum. Kahvaltıdan sonra bilgisayarda takıldık. Bugün İzmir’den arkadaşım Soner’le buluşacaktık. Burada bir ev tutmuştu ve dershaneye gidiyordu. Antalya’ya bir sonraki gelişimde onda kalabilirdim. Bu yüzden hem evinin yerini öğrenecek hem de biraz gezecektik. Haberleşip buluştuktan sonra evine gittik. Heteroydu ve beni bilmiyordu. Bildiğimiz straight arkadaş muhabbetleri dönüp durdu. Bir süre sonra evden çıktık ve şehirde biraz dolaştıktan sonra Soner’den ayrılıp eve döndük. Bu sefer de O’nun hetero arkadaşı Ahmet’le görüşecektik. Birlikte bir internet cafeye gidip birkaç saat oyun oynadık. Ahmet’le aralarındaki diyaloglara ayak uydurabilmem imkânsızdı. Aslında O’nu da tanıyamıyordum straight arkadaşlarının yanında. Sanki bambaşka biri oluveriyordu. Ama kişiliği oturmuş olduğundan yalnızken de tamamen farklı bir insan olmuyordu tabi. Sadece arkadaşlarının yanında biraz daha onlar gibi davranıyordu. Cafeden çıkınca bir yerde yemek yedik ve sonra eve döndük. Saat geç olmuştu. Bütün gün dolaşmıştık ve çok yorulmuştum. Üstelik arkadaşını çok sevmeme rağmen pek muhabbet edemediğim için soğuk davrandığımı düşünmüştü. Buna çok üzüldüm ama yapım buydu. Zaten normalde de çok konuşan bir insan olmadım hiç. Gece olup yattığımızda evde bizden başka uyanık kimse kalmamıştı. Korka korka da olsa gün boyunca seviyesinin doruğuna ulaşan hasretimizi giderme fırsatı bulabilmiştik. Onun yanındayken her an mutluydum. Yapacak hiçbir şeyimiz olmadığı zaman da, çok yorulup çok üşüdüğümde de, karnım acıktığında da eğer o yanımdaysa sanki bu hislerim yok oluyordu. Onun benim üzerimde değişik bir etkisi vardı. Canı sıkkın olduğu zamanlarda bana söylemek istemese de bir şeylerin yolunda gitmediğini hemen anlıyordum. Çoğu zaman kötü haberleri en son alıyordum bazen sormadan söylemiyordu bile. Buna rağmen kendini her kötü hissettiğinde yanında olmaya çalışıyor, ona güç veriyordum. Bu düşüncelerle boğuşurken uyumuşum. Sabah yine ilk ben uyanmıştım. Bugün yine Mete ve Kemal’le görüşecektik. Yemek yiyip hazırlandıktan sonra evden çıktık. Dış görünüşüne çok önem veriyordu. Bazen dakikalarca saçlarını yapmakla uğraşıyor, bazense ne giyeceğine bir türlü karar veremiyordu. Çoğu zaman bakımlıydı. Zaten ben onu her haliyle beğendiğim için gözüme hep güzel gözüküyordu. Buluşma yerine geldiğimizde bir süre bekledikten sonra Mete ve Kemal ardı ardına geldi. Yine şehirde turlamaya başladık. Daha sonra bize 2 arkadaş daha katıldı. Önce bir cafede oturup bir şeyler yedik daha sonra da yakında bulunan bir alışveriş merkezinde dolaştık. Yine çok eğleniyorduk. Onun mutluluğuysa gözlerinden okunuyordu. Ben hem arkadaşlarımla uzun süreden sonra tekrar vakit geçirdiğimden dolayı hem de onun arkadaşlarımla olan uyumunu gördüğümden daha da seviniyordum. 2 arkadaşımızdan ayrılıp eve dönüş için otobüse bindiğimizde yine çok eğlenceli vakit geçirdik. Otobüsteki insanların bize bakmasına aldırmadan şarkılar söylüyor, fotoğraflar çekiliyorduk. Maalesef ki ineceğimiz durağa yaklaşmıştık. Mete ve Kemal’le vedalaştıktan sonra otobüsten indik. “Ne güzel bir gündü be!” Dedik birbirimize. Gün daha bitmemişti tabi. Onunla birlikte mağazaları gezdik. Karnımız acıkmıştı. Eve gidip yemek yedikten sonra tekrar dışarı çıktık. Evlerinin hemen önündeki parkta arkadaşlarıyla bir süre sohbet ettikten sonra tekrar eve döndük. Çok yorulmuştuk bu yüzden hemen yattık. Ertesi gün İzmir’e geri dönecektim. Biletimi öğleden sonraya almıştık. Sabahtan arkadaşı Ahmet’le buluştuk ve internet cafeye gidip oyun oynadık. Daha sonra şehirde gezdikten sonra eve döndük ve o sırada bavulumu topladım. Ahmet de bizimle birlikte otogara gelecekti. Evleri otogara baya uzaktı ve ben yetişemeyeceğiz diye endişeleniyordum. Nihayet evden çıktık. Çok yoğun bir trafik vardı. Otobüsün kalkmasına dakikalar kala koşa koşa yetişebilmiştik. Her birimiz ter içinde kalmıştık. Tam bu anda içim acımaya başladı. Hiç bırakmak istemiyordum onu. Sarılıp vedalaştıktan sonra otobüse bindim. Otobüs boyunca kendimi ağlamamak için ne kadar tuttuysam da bir süre sonra dayanamadım. İnsanların arasında ağlamayı hiç sevmiyordum ama o kadar üzgündüm ki. Kalbim sanki birisi sıkıyormuşçasına acıyordu. Yol boyunca hep aklımda kaç gündür yaptıklarımız vardı. Otobüsten indiğimde babam ve kardeşim beni karşılamaya gelmişti. Onları gördüğüme sevinemedim bile. “Geri dönmek istiyorum” diye haykırıyordum içimden, var gücümle.

8 Kasım 2006

Bölüm 18 - Gezi Ustası

Yanına doğru yaklaşırken bir yandan göz ucuyla ona bakıyor bir yandan da utanıp çevreye bakıyormuş gibi yapıyordum. Beni gülümseyerek karşıladı. Sarılma faslından sonra yürümeye başladık. “Yüzüğünü çıkartmamışsın” dedi. İkimizde de bir örnek bir yüzük vardı ancak birlikteyken sadece birimiz takabiliyorduk. Yürürken biraz zayıfladığını fark ettim. Zaten rejim yapıyordu ve kilo vermek istiyordu. Benim için sorun değildi tabi. O nasıl mutlu olacaksa ben de onu her şekilde desteklemeye hazırdım. Biraz yürüdükten sonra minibüse bindik. Yol boyunca heyecanım gitgide artıyordu. Onun yanında olmanın vermiş olduğu heyecanın yanı sıra, ailesiyle de tanışacak olmam beni içinden çıkamayacağım bir ruh haline sokmuştu. Ellerim her zamankinden çok daha fazla terliyor, konuşurken sesim titriyordu. Nihayet minibüsten indik ve evlerine doğru yol almaya başladık. Bir apartmanın en üst katında oturuyorlardı. İçeri girdiğimizde annesi ve ablası bizi kapıda karşıladı. Daha sonra içeri odaya geçtik ve bavulumu bir kenara koydum. Kamerada gördüğüm odaydı burası ve düşündüğümden az da olsa farklıydı ama çok şirindi. Heyecanım hâlâ geçmemişti. Yemek yiyecektik bu yüzden diğer bir odaya geçtik. Yemek sırasında ben de evi inceliyor, nasıl bir yerde yaşadığını ve en çok merak ettiğim aile ortamını görme fırsatı buluyordum. Yemekten sonra tekrar onun odasına geçtik. Arkadaşlarımla buluşmak için dışarı çıkacaktık. Onlarla haberleşip buluşacağımız yeri kararlaştırdıktan sonra hazırlanmaya başladık. İşte o sırada odanın köşesinde durmuş beni çağırıyordu. Yanına gittiğimde hemen sarıldık. Öpüşüyorduk ama diken üstündeydik. Yine de çok güzeldi. Uzun süredir beklediğim anlardan birisi de buydu. Tüylerim yine diken diken olmuştu, kalbimin atışı hızlanmıştı. Ben ona daha yeni yeni alışmaya başlamışken, birden yerlerimize oturduk. “Akşamı bekle” dedi. O yokken, yanımda olsa bile yeter diyordum ama insanoğlu çok doyumsuz olduğundan yanımdayken de daha fazlasını istiyordum. Biraz bilgisayarda zaman geçirdikten sonra evden çıktık. İnternetten uzun süre önce tanıştığım ve geçen sene de yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarım Mete ve Kemal’le buluşacaktık. Zaten O’nu da tanıyorlardı. İnternetteki sohbetler sırasında hemen ısınmışlardı ona. Üstelik tanıştırmamım bir sebebi de onun yüz yüze görüştüğü hiç gay arkadaşının olmayışıydı. Buluşma yerine geldiğimizde Mete birden arkamızdan çıkıverdi. Sarıldıktan sonra Kemal’in gelmesini bekliyor bir yandan da sohbet ediyorduk. Nihayet Kemal de geldi ve şehirde gezmeye başladık. Arkadaşlarımın ikisi de çok cana yakın, bir o kadar da esprili ve saygıdeğer insanlardı. Birbirimize her şeyimizi anlatırdık. Onun da mutluluğu gözlerinden okunuyordu. “Acaba birbirlerinden hoşlandılar mı? Onu sevdiler mi diye düşünüyor” ancak bunun cevabını gözlerimle görebiliyordum. Daha sonra bir cafeye oturup bir şeyler yedik. Bir sürü fotoğraf çektik. Şehirde gezilebilecek bazı yerleri gezdik. Artık eve dönüş vakti gelmişti. İki gün sonrası için tekrar buluşma sözü alıp ayrıldık. Eve dönerken sokakta babasıyla karşılaştık. Babasıyla arasının pek iyi olmadığını biliyordum. Hep merak etmiştim nasıl bir insan diye. Eve çıkıp yemek yedikten sonra tekrar bilgisayara geçtik. O sırada Mete internetten, çekildiğimiz fotoğrafları yolluyordu bana. Aslında o sırada fark ettim zamanın ne çabuk geçtiğini. Hayatımda unutamayacağım günlerden birini yaşamış ve çok eğlenmiştik. Onun da yanımda olması ve en önemlisi mutlu olması beni de çok mutlu ediyordu. Artık kafamda her şeyi yerleştirebiliyordum. Odasını, evini, yaşadığı mahalleyi görmüştüm. Ailesiyle ilişkisine, birbirleri arasındaki iletişime de şahit olmuştum. Onun mutluluğu için canımı bile verebilirdim. Gece aynı odada yatacaktık. Normalde kardeşiyle aynı odada kalıyordu. Yataklarımızı hazırladıktan sonra yattık. “Gece herkes uyuyunca yanına geleceğim” dedi. Bense o sırada nasıl bir gün geçirdiğimizi düşünüyor ve orada olduğuma hâlâ inanamıyordum. Bir süre uyuduktan sonra uyandım. Yanıma uzanmıştı. Sıkıca sarıldık. Bir süre böyle yattıktan sonra ikimiz de rahat duramadık tabi. Tüm gün yan yana olup da ona dokunamamanın verdiği şevkle onu delicesine öpüyordum. Yan yana uyuyabilmeyi çok isterdim ama odaya birilerinin gelebilme ihtimali olduğundan tekrar yatağına döndü ve uyuduk.